İlkbaharın ilk günleriydi.  Babam, Toprak Mahsulleri Ofisi’ndeki görevine yeni başlamıştı. Eve çoğu akşam geç ve yorgun geliyor, yemeğini yer yemez salondaki kanepeye uzanıyor ve az sonra da uyuklamaya başlıyordu. O günlerdeki çocuk aklımla, bunun geçici bir hal olduğunu umuyordum. Annem birkaç söylenmeden sonra daha fazla üstüne gitmiyor, televizyon seyrederken uyuklayan babamın üzerine ince bir battaniye örtüyordu.

Mayısın ilk haftası, matematikten kurtarma sınavı vardı ve ben çok kritik bir durumdaydım. Babam bana bir-iki saatini ayırabilse, ertesi gün kendimi kurtaracak notu rahatlıkla alabilecektim. Kendi kendime çalışmıştım çalışmasına; ama birçok şey havada uçuşuyor gibiydi. Problemler bir türlü denklemlere oturup, çözüme ulaşmıyordu…

Çocukluğumun ergenliğe geçişle kesiştiği ilk yıllarımın kâbusu iki bilinmeyenli denklemler, matematikte bence deha olan sevgili babamın, bana yardım edememesinden dolayı, hayatımı karabasana çeviriyordu.

Babam yine yorgun ve geç gelmişti o gece. Her zamanki gibi yemekten sonra televizyonun karşısındaki kanepeye uzanmak üzereyken, var gücümle, ağlamaklı haykırdığımı hatırlıyorum.

–  “Ben bu matematiği tek başıma halledemiyorum! Baba ne olur yardım et, çalıştır beni! Yoksa matematikten bütünlemeye kalacağım. O zaman hiç şaşırmayın ama!”

Ağlamamın arasında dudaklarımdan dökülen cümlelerin, sınırı aşıp aşmadığının farkında değildim artık. Öylece uzun süre ağlayarak, söylenerek derdimi anlatmaya çalıştım durdum.

Babam, o hep içimi ısıtan kahkahasını atarak yerinden doğruldu.

–  “Köpeğim beniimm! hadi getir bakalım kitabı defteri…” dedi.

Ağzından sözcükler dökülürken bakışlarındaki sıcak gülümsemeyi hiç unutamam. Güven, huzur, mutluluk ve bir sıcak ailenin önemsenen ferdi olmanın verdiği tatminle, gece yarısına kadar çalıştık babacığımla. Yaptığımız hummalı çalışmayla, kafamda uçuşan formüller, sanki sihirli bir değnekle yerli yerine oturmuştu.

Sınavdan 10 üzerinden 7 aldım ve bütünlemeye kalmadan geçtim o sene.

Babama olan minnettarlığımı, onun son günlerinde kalbi sıkıştığında gözlerinin içine kaygıyla bakışımda ifade ettim sanıyorum. O bunu ne kadar hissetti bilemiyorum; ama kısık gözleriyle bana bakarak, ” Söyle bakalım, kaç bilinmeyenli denklemdir hayat?” dediğini hatırlıyorum.

Cevap veremedim. Açıkçası, hayatın kaç bilinmeyenli denklem olduğunu hala bilmiyorum…

Sararmış yüzüne bakarken, gözlerimin dolduğunu ve aynı soruyu yıllar sonra kendi çocuğuma soracağımı hissettim.

O mayıs ayının ilk haftası onu kaybettik.

Yazan: Canel ERHAN

Reklamlar