– “Hazır değildik ki amca!. Oğlanı kucağıma alacaktım daha. Çok susayınca…”
– “Böylesi daha güzel oğlum, çok beğeniyorum bu anları!”

Gülümseyerek, makinadan çıkanı hızlı hızlı sallarken, oğlumla yanına gittik. Sağol dermişçesine omuzuna dokundum. Elindekini gösterdi, tekrar sallamaya devam etti. Sonra bana uzattı.

Ne kadar acayip, biraz önce hiçbir şey yoktu, bembayaz kağıttı. Şimdi biz varız orada.

Hayat gibi oğlum; hiçbir şeyin yokken birden her şeyin oluverir, kainatın efendisi görürsün kendini, sonra yine hiçleşirsin. Şimdi buradasınız, ama bir süre sonra siz de silikleşeceksiniz.

İçim ısınmıştı bu yaşlı adama. Yanındayken her zaman önemli olduğumu hissettiğim Ali öğretmenime benziyordu. Onun gibi de yavaş yavaş konuşuyordu. Oğlum karşıda gördüğü salıncağa binmek için elimi çekiştirip duruyordu. Karnı da acıkmıştı. Cüzdanımda ne kadar para vardı acaba? İşten çıkartıldığımdan beri hiçbir şey rast gitmemişti. Gündelik inşaat işleri de bir süredir gelmiyordu. Allahtan Ayşe’yi temizliğe çağırmışlardı bugün. Bize 3-4 gün daha yeterdi. Ama hemen işe girmeliydim. Önümüz kış. Canım sıkıldı..

– “Bugün yine hava çok sıcak. Sonbahar gelemedi bir türlü. Yorulmuşssundur, gel amca şuradaki çay bahçesinde oturalım biraz! Bir çay içelim, soluklanırsın! “
Fotoğrafı bana verdi, birlikte yürümeye başladık. Üstü başı tertemizdi. Saç sakal traşı da yerindeydi. Birden diğer eliyle tuttuğu beyaz bastonu fark ettim. Öne ve yana doğru sallayarak, küçük adımlarla yürüyordu.

– “Aaa ! Nasıl olur, anlamadım? Kör müsün sen amca?”
– “Sadece Senin gördüklerini göremiyorum oğlum!”
– “Nasıl fotoğraf çekiyorsun peki o zaman?”
– “Ayaklarımız gözükmüyor ama ben de böyle çekiyorum.”
– “Evinden nasıl gelip gidiyorsun buralara?”

Yürümeye devam etti. Oğlumu salıncağa bindirip, karşısındaki masaya oturduk. Ben ona bakıyor, o da sanki görüyormuş gibi çevreyi inceliyordu. Hem, gözleri bildiğim körlerin gözleri gibi de değildi. Konuşurken dosdoğru gözlerimin içine bakıyordu. Aklım çok karışmıştı. Birden elim cebimdeki cüzdanıma değdi. “Keşke buraya çağırmasaydım onu, bu yoklukta bir çay parası çok şey demekti.” Fotoğrafın da parası vardı henüz vermediğim. Canım iyice sıkılmıştı terlemeye başlamıştım. Kör fotoğrafçı, masaya koyduğu makinaya dikkatlice baktı, okşar gibi dokundu.

– “Buna Polaroid derler oğlum! Şimdi beni çok iyi dinle! Sana bazı sırlar vereceğim.”
Konuştuklarından hiçbir şey anlayamıyordum. Acelesi varmış gibi hızlı hızlı bir şeyler söylüyordu. Çoğu söylediğini ömrümde ilk defa duyuyordum . Sadece birkaç defa tekrarlatıp, ezberlettiği için, deklanşör ismini ve yerini, fotoğraf çekmek için nereden bakılacağını öğrenebilmiştim. Bir gözümle oğluma, bir gözümle de ona bakmaya çalışıyordum. Birden suratı asıldı, arkamda bir yere dikkatlice baktı.

– “Buradasın demek baba! Bravo sana doğrusu! Annemi, ablamı meraktan çıldırtmışsın yine. Seni aramışlar her yerde. Bulamayınca bana haber verdiler. Allahtan burası geldi aklıma. Ooo! Bakıyorum da, senaryoyu iyice ilerletmişsin. Kör de yaptın kendini ha! Bu antika makine ile işin nedir hâlâ anlayamıyorum? Geçmişte kaldı bunlar baba, geçmişte! Sen anlı şanlı fotoğrafçı Adil Bey, bu durumlara mı düşecektin?”

Ne yapacağımı şaşırdığımdan, henüz içemediğimiz çayların ikisini de içtim birer yudumda. Yaşıtım görünen bu adam, önemli insanların benim gibilere baktıkları gibi bakarak, ağzında birkaç şey geveledi. Anlamaya çalışmadım. Babasını itercesine kaldırıp, kolundan adeta sürükleyerek yürümeye başladı. Fotoğrafçı birden başını bana doğru çevirdi, el sallayarak göz kırptı. Oğluma baktım. Bir elinde tostuyla salıncağın keyfini sürüyordu hala. Masaya baktım, Polaroid makinası oradaydı, bastonu da. Arkalarından koşup vermek için kalktım ama, gözden kaybolmuşlardı. Makinayı özenle elime aldım. Kayışını boynuma geçirdim. Ayşe’min sabah ütülediği pembe tişörtümle çok güzel durmuştu doğrusu. Oğluma tekrar baktım. Ayağa kalktım. Bastonu başka birinin umuduna bırakarak, birkaç adım attım.

– “Umut oğlum, buraya bak!”

Çıt sesiyle makineden çıkan fotoğrafı aldım. Elimde hızlı hızlı sallayarak, çevreme baktım ve olanca gücümle haykırdım.

– “Fotooo. Fotooo. Fotoğrafınız çekilir!”

Yazan: Gülayşen ERAYDA

Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde verilen bu fotoğraftan yola çıktı...

Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde verilen bu fotoğraftan yola çıktı...

Reklamlar