Hazırlayan ve sunanlar: Gülseren BEKTAŞ, Sevim KOZAL, Işık DEMİRTAŞ

0-leo-tolstoy-anna-karenina

ÖZET: ANNA KARENİNA

“Mutlu aileler birbirlerine benzerler, mutsuz ailelerin ise kendilerine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Roman, edebiyat tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan bu cümleyle başlar. Tolstoy bize 19.yüzyılda Rusya’da yaşayan aristokrat sınıfından bir kadın -Anna- ve bir erkek kahramanın – Vronski – 1872 Şubatında başlayıp, 1876 Ağustosunda sona eren hikâyelerini anlatır.
Anna Karenina yüksek bürokrat Aleksi Aleksandroviç Karenin’le evlidir ve yedi yaşında bir oğlu vardır. Çevresinde çok sevilen ve örnek alınan güzel, alımlı ve akıllı kadın ile Kont Vronski birbirlerini tutkuyla severler. Size onların kontun annesini karşılamaya geldiği ilk tanıştıkları tren garı bölümünü, kitaptan, Tolstoy’un cümleleriyle aktarmak istiyorum. (Sayfa: 70-71)
“Hizmetçi kız çantayla köpeği aldı, uşakla hamal da valizleri. Vronski annesinin koluna girdi. Ama tam vagondan çıkıyorlardı ki, birden, yüzlerinden korku okunan birkaç adam önlerineden koşarak geçti. Tuhaf sarı renkli şapkasıyla gar şefi de koşanlar arasındaydı. Besbelli önemli bir şey olmuştu. Herkes trenin arka ucuna doğru koşuyordu. Koşanların sesleri duyuluyordu. “Ne oldu?.. Ne?… Nerede?.. Kendini trenin altına atmış! Ezilmiş!..”
Stepan Arkadyeviç de, koluna girmiş kız kardeşi de korkuyla durmuş, koşanlara yol vermek için vagonun kapısının boşluğuna çekilmişlerdi.
Kadınlar içeri girdiler. Vronski ile Stepan Arkadyeviç, ne olduğunu öğrenmek için kalabalığın arkasından gittiler.
Bekçi, sarhoş olduğundan mı, yoksa üşümemek için çok sarıp sarmalandığından mı nedense, geri geri gelen treni duymamış, altında kalmıştı.
Vronski ile Oblonski daha dönmeden, kadınlar bu ayrıntıları uşaktan öğrenmişlerdi.
Oblonski ile Vronski paramparça olmuş cesedi görmüşlerdi. Oblonski’yi çok etkilemişti bu. Yüzü allak bullaktı, dokunsalar ağlayacaktı.
– Ah, diyordu. Ne korkunç bir şey! Ah, Anna, bir görseydin! Ah, ne korkunç bir şey!
Vronski susuyordu. Yüzü ciddi, ama son derece sakindi. Stepan Arkadyeviç :
– Ah, bir görseydiniz Kontes! Diyordu. Karısı da başucunda… Paralıyor kendini zavallı… Cesedin üzerine kapandı… Kalabalık bir ailesi varmış adamın, yalnız o bakıyormuş bütün aileye… Felaket!
Karenina heyecanlı bir fısıltıyla:
– Kadın için bir şey yapılamaz mı acaba? Diye sordu.
Vronski ona baktı, hemen dışarı çıktı. Kapıda geri dönüp:
– Şimdi geliyorum, maman, dedi.
Vronski birkaç dakika sonra döndüğünde Stepan Arkedyeviç, kontese yeni bir kadın şarkıcıdan söz ediyordu. Kontes sabırsız, kapıya bakıyor, oğlunu bekliyordu.
Vronski içeri girerken:
– Gidelim artık, dedi.
Hep birlikte çıktılar. Vronski annesiyle önden gidiyordu. Karenina ile kardeşi arkadaydılar. Gar şefi koşarak yetişti. Vronski’ye:
– Yardımcıma iki yüz ruble vermişsiniz, dedi. Bu parayı kim için verdiğinizi söyler misiniz, lütfen?
Vronski omuzlarını kaldırdı.
– Ezilen bekçinin dul karısı kalan karısı için, dedi. Bunu sormanın ne gereği var, anlamadım.
Arkadan Oblonski:
– Siz mi para verdiniz? Diye seslendi.
Kız kardeşinin elini sıkarak ekledi:
– Çok hoş, çok hoş! Ne sevimli bir genç, değil mi, Anna? Saygılarımla kontes.
Kız kardeşiyle durdular, onun hizmetçisini aramaya koyuldular.
Dışarı çıktıklarında Vronskilerin kupa arabası çoktan gitmişti. Gardan çıkanlar hala kazadan söz ediyorlardı. Yanlarından geçen bir adam:
– Ne korkunç bir ölüm, diyordu. İkiye bölünmüş, öyle diyorlar.
Yanındaki karşılık verdi.:
– Bence tam tersine, ölümlerin en kolayı bu. Bir anda olupbitti her şey.
Bir başkası:
– Niçin gerekli güvenlik önlemlerini almazlar, anlamam, diyordu.
Karenina arabaya bindi. Stepan Arkadyeviç, kız kardeşinin dudaklarının titrediğini, gözyaşlarını güç tuttuğunu fark edince pek şaşırdı. Gardan iki üç yüz metre uzaklaştıklarında:
– Neyin var, Anna? Diye sordu.
Karenina:
– Kötü bir önsezi var içimde, dedi.”
Romanın erkek kahramanı Levin ise, soylu bir prens olmasına rağmen Rus köylüleri arasında bulunmaktan hoşlanır. Romanın akışı içerisinde Anna ve Levin’in öyküleri simetrik bir yapı içinde anlatılır.
Levin üniversiteden arkadaşı olan prensin kız kardeşi Kitti’ye âşıktır ve onunla evlenmeyi istemektedir. Kiti aynı zamanda Anna’nın abisinin baldızıdır. Kont Vronski ile flört etmekte olan Kiti Levin’in evlenme isteğini geri çevirir. Vronski ile Anna’nın aşkı ve birlikte yaşamaya başlamaları sosyete tarafından dışlanır. Aradan geçen zaman içinde Kiti ile Levin’i evlenme noktasına taşıyan olaylar zinciri bize o dönem Rusya kırsalındaki insanların geçirdikleri değişim ve dönüşümleri de anlatır. Levin ve Kiti mutlu bir aile olurlar.
Romanda Anna’nın yıkılan evliliği ve Vronski ile bedel ödeyerek sürdürme kararlığında olduğu ilişkisinin zaman içinde geldiği nokta, dönemin aristokrat ortamı içinde incelikle aktarılır. Vronski’den bir kız çocuk sahibi olan Anna’nın değişimi ise zaman içinde çaresizliğe ve mutsuzluğa dönüşür. Mutsuzluğun getirdiği umutsuzluk, Anna Karenina’yı yaşamını sona erdirmeye götürür. Vronski için ise savaşa adanan bir yaşama dönüşür.
Yazar Vladimir Nobokov Tolstoy için şöyle der:
“Tolstoy bir bütündür, tektir ve özellikle yaşlılık yıllarında kara toprağın, beyaz tenin, mavi karın, yeşil çayırların, mor fırtına bulutlarının güzelliğine bakıp da içi giden adamla edebiyatın günahkârlık, sanatın ahlak dışı olduğunu ileri süren adam arasındaki çatışma.-işte bu çatışma aynı adamın içinde yaşanmaktadır. İster betimlesin, ister vaaz versin, Tolstoy bütün engellere karşın gerçeğe ulaşmaya çalışmaktadır. Anna Karenina yazarı olarak gerçeği bulup çıkarmanın bir yolunu kullanmıştır; vaazlarında başka bir yolunu; ama gene de sanatı ne kadar incelikli, diğer yaklaşımlarından bazıları ne kadar yavan bulunursa bulunsun, ağır aksak, el yordamıyla bulmaya çalıştığı ya da birdenbire büyülü biçimde köşebaşında rastlayıverdiği gerçek hep aynı gerçektir- bu gerçek Tolstoy’dur ve Tolstoy başlı başına bir sanattır.”

Işık DEMİRTAŞ -11 Şubat 2012 Cumartesi
NOT:
Hikâye 1872 Şubatında başlıyor, 1872 Ekiminde Levin arazisinden ayrılıp, Almanya İngiltere ve Fransa’yı kapsayan belirsiz bir yolculuğa çıkıyor, 1876 Mayısında Anna intihar ediyor,1876 Ağustosunda doğu Avrupalı Slavlar, Sırplar ve Bulgarlar Osmanlılar’a karşı savaşmakta. Bir yıl sonra Rusya Osmanlılar’a resmen savaş açacak. Levin’in üvey kardeşi Sergey Vronski ile aynı trende yolculuk eder. Sergey Levin’leri ziyarete, Vronski ise gönüllü cepheye gider. Romanda zaman kullanımı, zaman içinde geri dönüşler gerçek zamana uyarlanarak aktarılmış.

TOLSTOY – YAŞAMI
19.yüzyılın en büyük yazarlarından olan Lev Nikolayeviç TOLSTOY, 1828 de Rusya, Tula’da ailesine ait malikânede doğmuş. İki yaşında annesini ve dokuz yaşında da babasını kaybettiği için halası tarafından büyütülmüş. Üniversite öğrenimini Doğu Dilleri ve Hukuk üzerine yapmak istemiş ancak tamamlamamış. 1854-55 Kırım savaşında topçu teğmeni olarak görev almış. İlk otobiyografik eserlerini bu dönemde vermiş. Başarılı olunca da kendini Edebiyata adamış. Savaş sonrası St. Petesburg’a gitmiş burada N. Çernişevski ve I.Turgenyev tarafından temsil edilen iki edebi kampla da anlaşamayarak 1857de İsviçre, Almanya ve Fransa’ya gitmiş. Ağırlıklı olarak eğitim kurumları ile ilgilenmiş.
Rusya’ya döndüğünde serflik kaldırılmıştı. Kendi bölgesinde eski serfler ve toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek için yargıçlık yaptı.
1862 de komşu çiftlikte yaşayan Sofya Andeyevna Bers ile evlendi on üç çocukları oldu. Eserlerinin en büyüğü olan Savaş ve Barış’ı da bu dönemde yazdı. Destansı anlatımı, uzun bir dönemi aktarması ve beş yüzü aşan kahramanı ile tarihi bir belgesel niteliği de taşıması romanı başyapıt haline getirmiştir. Bundan on iki yıl sonra 1877 yılında bizim okumamıza konu olan Anna Karenina adlı romanını yazmıştır.
1880’den sonra Hıristiyanlık düşüncesi ve din üzerine yazdıkları, kendine özgü bir “din anarşisti” olarak nitelenmesine 1901 yılında kilise tarafından aforoz edilmesine neden oldu. Aynı dönemde mülkiyet konusundaki farklı fikirleri ailesi ile ilişkilerinin bozulması sonucunu getirdi. 1910 yılında Aspova tren istasyonunda zatürreden ölmüş olarak bulundu.

Reklamlar