Etiketler

, , ,

İpek Çalışlar ve Yaratıcı Yazarlık Atölyesini yürüten Nükhet Eren

Latife Hanım, Halide Edib gibi hayatları kitaplara sığmayacak iki güçlü ve zor kadını ilmek ilmek dokuyarak kitabına sığdıran yazar İpek Çalışlar… Zor bir dönem, karışık yıllar, birbirinin arkasını kovalayan olaylar, daha önce dile getirilemeyen gerçekler, her cümlede geçmiş, gazeteciliğin getirdiği gerçeği bulma savaşı, ama bunu yaparken kimseyi yaralamama ustalığı…

***

Berbat bir İstanbul gecesi, sokağa çıkmadan havanın bu kadar kötü olduğunu hissetmemiştim. Soğuk ve yağmurlu. Sinirli ve gerginim biraz, İpek hanımla tanışmanın heyecanının yanında berbat trafikte geç kalmaya başladığımı hissediyorum. Arabanın içinde Kadıköy’ün merkezinde bizim geçmemiz için yanan yeşil ışıkta bile geçit vermeyen yolda korkuyla yanımdaki koltukta duran telefonumun çalmamasını diliyorum. Eşim beni uyarmıştı aslında, erken çık demişti, bugün Cumartesi! Ben de kendimce erken çıkmıştım. 10 dakikalık yol için yarım saat ayırmıştım ama dakikaları giderek değil, durarak geçireceğimi hiç tahmin etmemiştim. İpek Hanım 6.30 vapuruyla Karaköy’den gelecekti. 7’de buluşacaktık. Ben eşime arabayı verip onu karşılamaya gidecektim. Korkuyla saate baktım, acımasızca 7 olmak üzereydi. Bir ışık, bir ışık daha… Kadıköy vapur iskelesine sadece bir ışık ve birkaç saniye kalmıştı ama kilitlenen trafik milim ilerlemiyordu. Korktuğum oldu!… Telefon çaldı. Telaşım arttı, şeytan dedi bırak arabayı trafikte, koştur git! Saniyelerle yarışmaya  başladım… O an yanan yeşil ışığı gördüm ve arabayı fırlatır gibi yol kenarında gördüğüm eşime bırakıp  montumu yolda giyerek iskeleye koştum. Sanırım bu takriben 5 dakikalık gecikmenin en iyi tarafı, iskele fazla kalabalık olmadığı için İpek Hanımla birbirimizi kolay bulmamız oldu. Zaten kendisi çok sempatik  bir insandı. Tanışır tanışmaz da kafama takılan soru birden ağzımdan dökülüverdi kitapları için: “Nasıl bu kadar uğraşabildiniz?” diye sordum. “Yazarken anlamadım ama,” dedi, “bitince ben de nasıl  yaptım diye düşündüm.”

Aslında İpek Çalışlar’ın öncelikle aldığım Halide Edib biyografisini bitirememiştim henüz. Ama ilk sayfalarından itibaren verilen emek, sayfaların altını kaplayan dip notlar, hele kitabın arkasındaki 14 sayfalık kaynakça listesi beni büyüledi. Bu nasıl bir sabır, nasıl bir yazma azmiydi? Kitabının üzerindeki 2. baskı 60.000 adet yazısı da ayrı bir gurur kaynağı tabi. Ama asıl panelde anlattığı  bir şey hayranlığımı bir kez daha arttırdı.

Giderken İpek Çalışlar’a hayran bir arkadaşıma uğrayıp onu da Mahalle Evine götürmeyi teklif etmiştim, ama şimdi arabada giderken bunun doğru bir davranış olup olmayacağını  soruyordum kendi kendime. Rahatsız olur muydu acaba? Arkaya eğildim, “Bir arkadaşımı alabilir miyim?” dedim, “sizinle tanışmayı çok istiyordu.” “Tabi ki,” dedi, “Çok memnun olurum.” Arkadaşımı aldıktan sonra onun oğluyla okuldaki eğitimiyle ilgili koyu bir sohbete daldı.

Sonra o soğuk yağmurlu İstanbul havasında sıcacık, içi dost insanlarla dolu, bir çok masada telaşlı sohbetlerin yaşandığı Koşuyolu Mahalle Evi… Oysa buradaki insanların çoğu sadece birkaç gündür görmüyorlardı birbirlerini. İçilen çaylar, sonra başlayan söyleşi…

Hep birlikte tarihin görünmeyen yüzünü ziyaret ettik. Savaşlar ve kadınlar… O dönemde Atatürk’ün karşısına dikilip milletvekili olmak isteyen Latife Hanım… Çağının çok ötesindeki kadınlar… Yerimizden kalkmadan kadın haklarından bahsederken, idam edilmek için aranan, cephede erkeklerle at koşturan, gerektiğinde Atatürk’ün karşısına dikilebilen büyük hatip Halide Edib. Karmakarışık, faklılıklarla hayatta kalan bir ailenin gelişmeye, eğitime verdikleri önem, sanatla iç içe bir yaşam… O dönemde kendine güvenleriyle insanın aklını durduran cesaretleri, çetin, çok çetin yaşamları ve hüzünlü sonları…

Savaş yıllarına bu kadar az kadınla bu kadar zarif dokunuşların yaşanması, bu kadınların yeni kurulan Türkiye’nin modern, çağdaş yüzü olması ne kadar güzel. Eğitimli, gözüpek, dünyayla birebir düşünen, dünya çapında entellektüel, kadın hakları ve erkek savaşları için hayatlarını ortaya koyan kadınlar ve İpek Hanımın çılgınca bir kronolojik sırayla izlediği, belgelendirdiği mektuplar, olaylar… Bazen eline geçen yeni bir belgeyle kitabının tüm akışını yeni baştan düzenlediğini, belgelere ulaşmak için çoğunlukla belge sahiplerine kibarca yazılan bir mektubun yeterli olabileceğini söylemesi…

Bizim sorularımıza ve karşısında yetişkin bir insan varmış gibi arkadaşımın genç oğlunun sorularına ciddiyetle tane, tane verilen cevaplar…

Panelin akşam 8’de başlayıp, saat 10’da bitmesi gerekirken, saat11’e geldiğinde biz hala büyük bir zevkle İpek Hanımı dinliyorduk. Sanırım daha 2 saatte dinleyebilirdim, ama İpek Hanım gibi bazı misafirlerimiz de Avrupa yakasından gelmişti ve dönmeleri gerekiyordu.

Gece söyleşinin bitmesi ve geldiği halde tamamı yenmeyen muzlu tartları birbirimize yedirme çabalarımızla geçti. Sonra sanat ve edebiyat ailesinin üyeleri farklı yollardan evlerine gitmek üzere gecenin karanlığında kayboldu.

Biz ise duyduklarımızla daha zengin, ama asla geçmişte yaşayanlar kadar cesur olmadığımızı duyumsayarak, bu yüzden daha da üşüyerek vardık evimize.

Şaheser YILMAZ

Reklamlar