Etiketler

, , , , , ,


gabrielGarciaMarquez1981

Latin Amerika edebiyatı yazar/öykü incelemeleri dizisinden Márquez sunumu…
Hazırlayan ve sunan: Işık DEMİRTAŞ

Gabriel José de la Conciliación García Márquez “GABİTO”
6 Mart, 1927, KOLOMBİYA – ARACATA (MACONDO)

3. DÜNYADAN ÇIKMIŞ EN BÜYÜK YAZAR, BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK akımının en önemli temsilcisi.

“Hayat insanın ne yaşadığı değildir, ne hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır”

Yirminci yy romancılarına bakınca, eleştirmenlerin hemfikir olduğu o “büyük isimlerin” çoğunun (Joyce, Proust, Kafka, Faulkner, Woolf) yüzyılın ilk 40 yılına ait olduklarını görüyoruz; yüzyılın 2.yarısında ise bu ittifaka nail olan herhalde yegane isim G.Garcia Marquez. 1967 de yayınlanan başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık modern”den “postmodern”e doğru geçiş yapan kurgunun tam eşiğinde yer alan o kitap, 1950 ile 2000 arasında yayınlanan, dünyanın her ülkesinde ve her kültürde çok sayıda hevesli okura ulaşan tek kitap olabilir. Bu bakımdan hem konusu (genel olarak, “gelenek” ile “modernlik” arasındaki çatışma) hem de ulaştığı alan itibariyle bu kitabın, dünyanın gerçekten ilk “küresel” romanı olduğunu iddia etmek abartılı olmaz.

(Kaynak: Gerald Martin, “G.G.Marquez  Bir Ömür” adlı biyografik çalışması, 2008. T. Bizde ise, İş Bankası Kültür Yayınlarından ilk basımı 2012 de Nisan ayında gerçekleşmiş.)

Gabriel-Garcia-Marquez

BİYOGRAFİ
1927’de kuzey Kolombiya’da küçük bir şehir olan Aracataca’da doğdu. Annesinin ve babasının Gabo’yu bir yaşında terk etmiş olması, babasının yerine hayatı boyunca dedesini koymasına neden oldu. 1936’da Aracata devlet okulunda okurken dedesinin “Binbir Gece Masallar”ını hatmetti. Dedesi 1937’de öldü. : “Albay küçük erkek torununa bayılıyordu. Küçük Napolyon’unun doğum gününü her ay kutluyor, onun bir dediğini iki etmiyordu. Lakin Gabito savaşçı olmayacak, hatta sporcu bile olmayacak, ömrü boyunca korkularının (hayaletler, bâtıl inançlar, karanlık, şiddet, reddedilme) etkisinde kalacaktı. Bunların hepsinin kaynağı, Aracataca’da geçen kederli, zor çocukluk yıllarıydı”.

1942’de en büyük tutkusu İngiliz dili olan babasının dayısının yanında kalırken, yaşıtı olan  kızı Valentina ile birlikte şairler grubunun toplantılarına katılıyorlardı.1943’ de başkent Bogoto’ya giderken gemide tanıştığı avukat  onun şarkı söylemesini çok beğendiği  için bolerolarından birinin sözlerini not etmesi karşılığında Dostoyevski’nin “Ötekisi” ni hediye etmişti.  Aynı zamanda milli burslar müdürü olan avukat sayesinde katıldığı sınavda başarılı oldu ve  kazandığı  burs sonucu başkent Bogota’nın 30 km kuzeyindeki Zipaquirá şehrinde Compañía de Jesús ‘da eğitim gördü. Şiirler yazmaya başladı.1944 yılının son günü Kolombiya’nın en önemli gazetesi El Tiempo, edebiyat ekinde onun Javier Garces mahlasıyla yazdığı şiirlerden birini bastı: Şarkı , 17 yaşındaydı.

ŞARKI

Yağmur yağıyor. Akşamüstü

BULUTTAN BIÇAK. Yağmur yağıyor

Akşamüstü sısrılsıklam

Hüznünle

Bazen rüzgar eser

Şarkısıyla..Bazen

Ruhumun yaslandığını hissediyorum

Senin yokluğuna..

“Bunlar içinde ilham ve hayat olmayan, kalbimden gelmediği için herhangi bir şiir değeri vermediğim basit teknik denemelerdi.”

Marquez, 1940'lı yıllarda..

Marquez, 1940’lı yıllarda..

1945 de okul müdürü Costa’ya yapılacak bir inceleme gezisi için kaynak yardımı istemek üzere başkanlık sarayına görüşmeye giderken beraberinde götürdüğü üç öğrenciden biri de Marquez’di. Bogoto’daki başkanlık sarayında başkan Lleras Pumarejo ile tanıştığında 18 yaşındaydı. Gelecek yıllarda bu mükemmel liberal siyaset adamını epey yakından tanıyacak  olan Marquez’in, Bogota’nın büyük ve muktedir adamlarıyla kurduğu, tuhaf bir belirsizlik taşıyan ilişkilerin başlangıcı olacaktı. 1947 yılında ebeveynlerinin isteği üzerine Universidad Nacional de Colombia ‘da hukuk eğitimi almaya başladı.Bir öğleden sonra arkadaşlarından biri ona Kafka’nın “Dönüşüm”’ün bir nüshasını verdi. Kitabı çeviren de Jorge Luis Borges adında Arjantinli bir yazardı. İlk satırı okuduğunda büyülenmiş bir halde kendi kendine “oha, anneannem de böyle konuşurdu” dediğini kendisi hatırlıyor. 25 Ekim 1947’de “Eva kedisinin içinde” El Espectador’da yayınlandı.  Márquez burada, daha sonra (1958) karısı olacak Mercedes Barcha Pardo ile tanıştı.

1949’da okulu tavsatıp, “El Universal” gazetesinde öyküler yazmaya başladı. Aynı yıl 9 Kasım’da Bogota’da kurumsal darbe oldu. Manuel Zapata ile de bu sırada karşılaştı ve çağrısını kabul edip, onunla birlikte La Paz kasabasına gitti.
Hukuk eğitiminden sıkıldığından 1950 yılında okulu yarım bırakan Márquez, şiir ve edebiyatla igilenmeye başladı. Dergi ve gazetelere makaleler ve film değerlendirmeleri yazmaya devam etti. Özellikle ilgilendiği eserler Ernest Hemingway, James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner ‘a ait olanlardı.

1954 yılından sonra küçük öykü ve film senaryoları da yazdığı “El Espectador” gazetesinde çalışmaya başlamıştır. Gazetecilik mesleği onu Roma, Polonya, Macaristan, Paris, Moskova, Karakas ve New York gibi yerlere sürüklemiştir.Bu arada da sürekli öykü ve senaryo yazmaya devam eden yazar 1967’de yazdığı “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı romanı 10 milyon adetten fazla satınca yazarlığa başarılı bir geçiş yapmıştır.
1974’den 1979’ a kadar siyasi gazetecilikte yoğunlaştı.1980’den 1990’lara kadar sinema ile ilgilendi. Havana’da Yeni Latin Amerika Sineması Vakfını ve San Antonio de los Banos’da uluslararası sinema ve televizyon okulunu kurdu.

Marquez, eşi Mercedes ve oğullarıyla... 60'lı yıllar...

Marquez, eşi Mercedes ve oğullarıyla… 60’lı yıllar…

Okurlarıyla buluştuğu andan itibaren büyük bir ilgi gören, ilerleyen zaman içinde de klasik seviyesine ulaşan Yüzyıllık Yalnızlık’ın yazarı Gabriel García Márquez, 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında üç ülke onun kendi yazarı olduğunu iddia edecekti: Kolombiya, Meksika ve Küba. Üstelik hepsi de haklıydı. Kolombiya, doğup büyüdüğü, onca yoksunluk ve yoksulluk çekmesine karşın ısrarla yazmak suretiyle üslubunu oturtarak uzun, akıcı ve şaşırtıcı ölçüde heyecanlandırıcı cümlelerini oluşturduğu vatanıydı. Meksika, en uzun yaşadığı ve en rahat çalıştığı yerdi. Küba ise her Latin Amerikalı gibi onun da içinde biraz Fidel’lik bulunduğu için, siyaseten vatandaşı hissettiği ülkeydi.

Memleketinin halk türkülerini söyleyip sokaklarda dans etmekten keyif alan Márquez, siyasi duruşuyla kıtasının iktidar sahibi diktatörlerini maruz bıraktığı soğuk duşlar, yazdıklarıyla okuyucusuna tattırdığı edebi hazlar ve çılgınlıklarıyla çevresine yaşattığı neşeli anlar sayesinde giderek büyüyen bir arkadaş çevresi edinmiştir. Latin Amerika’nın edebiyat patlamasının ve büyük bir isabetle büyülü gerçekçilik olarak adlandırılan akımın en önemli yazarı olarak başta Fidel Castro, François Mitterand, Felipe González, Bill Clinton, Mihail Gorbaçov olmak üzere dünyadaki birçok önemli liderin dostluğunu kazanmıştır. Ülkesine, kıtasına ve sola katkıda bulunmak için hayli çalıştıktan ve dünyanın en ünlü Nobel’lisi olmuştur.
Gabriel Marquez editörlerin ricası ile batmak üzere olan Cambio adlı dergiyi satın alarak kendisi de bu dergide haberci olarak çalışmaya başlamıştır. Dergiyi satın alışını “Nobel ödülü aldıktan sonra çok para isterim diye kimse beni işe almak istemiyordu. Neyse, dergi aldım da bu dertten kurtuldum.” söyleri ile açıklamıştır.

Yazarın 70. yaşgünü kutladığı 1997 yılı medya tarafından Gabriel Marquez yılı olarak ilan edilmiştir.

garcia marquez

Yayınlanan ilk önemli yapıtı Yaprak Fırtınası idi. 1961 de yayınlanan Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı romanını, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni (1962) adlı öykü kitabı ve Kötü Saatte (1962) izledi. Yazar en tanınmış romanı Yüzyıllık Yalnızlık’ı (1967) Meksika’ya ilk gidişinde yazdı. Yüzyıllık Yalnızlık’taki bir bölümden etkilenerek yazdığı öykülerini İyi Kalpli Erendina (1972) adlı kitapta toplayan yazar daha sonra sırasıyla Mavi Bir Köpeğin Gözleri (1972), Başkan Babamızın Sonbaharı (1975), Kırmızı Pazartesi (1981),1982’de Nobel Edebiyat ödülünü aldı. Kolera Günlerinde Aşk (1985), Labirentindeki General (1989), Benim Hüzünlü Orospularım (2004) yayınladı.

6 Eylül 1980’de Espectador dergisinde “Karda Kan İzlerin” adlı öyküsü yayınladıktan sonraki bir ropörtajdan :

“Hikaye yazmak: harcı betonla karmak, aşk ilişkisi . Yürümüyorsa onarılmaz.

Roman yazmak : tuğla örmek, evlilik gibi. Hergün onararak sürdürebilirsiniz. “

maria_dos_prazeres

ÖYKÜ: MARİA DOS PRAZERES
(
Mayıs 1979)

Öykü, Nisan ayında Barcelona’da 76 yaşındaki Maria Dos Prazeres’in evinin kapısının erken saatte  çalınmasıyla başlar. Gelen, isteği üzerine cenaze ve defin işlerini görüşüp sözleşme  imzalamakla görevli kişidir.  Noelden önce öleceğinden emin olan Maria Dos Prazeres’in Kabristanın yeri ve özellikleri  konusunda  hassasiyetleri vardır. Kabristanda, iç savaşta ölen Bueneventura Durruti adlı anarşist ve iki arkadaşının yakınında bir yeri istemektedir.  Ayrıca  sel tehlikesi olmayan, ağaçlık bir yer ve bir süre sonra çöpe atılmak için mezarının açılıp çıkarılmayacağı bir yer istediğini söyler. Satıcı ile yapılan konuşmalar  tamamlanırken  evin küçük  epanyol köpeği Noi de gelir. Köpeğin duygularını belli edecek şekilde eğitilmiş olması satıcıyı şaşırtır. Evin özenli döşemesi satıcıyı ayrıca etkiler ve kadına ne iş yaptığını sorar. Kadın kahkaha atarak orospu olduğunu söyler. Satıcı özür diler, kadın önemli olmadığını söyleyerek onu yolcu eder.

Kucağındaki Noi’ye, güzel Afrikalı sesiyle çocuk şarkıları söyler. Üç ay önce rüyasında öleceğini görmüştür ve köpeğinden başka kimsesi yoktur. Eşyalarının dağıtımı ve cenaze işlerini dikkatle ayarlama nedeni ise , öldüğünde kimseye zahmet vermek istemeyişi.

Yaşamakta olduğu evi biriktirdikleriyle kendi isteğiyle emekli olduktan sonra satın almış ve yenilemiştir. Ev, Barcelona’nın çok eski ve soylu bir mahallesi olan Gracia’dır ve duvarlarında hala eski bir çatışmanın izlerini taşımaktadır. Geçmişle olan tek bağlantısını her ayın son cumartesi akşamı yemek yemek ve sonrasında da isteksizce  birlikte olduğu Cardona kontu ile olan gizli  ilişkisini  öğreniyoruz. Oturduğu binada yegane  tanıdığı, karşı dairesinde oturan 9 yaşlarında kızları olan genç bir çift.

Vasiyetini noterde hazırlattıktan sonra, kendi kabristanını her Pazar ziyarete gider. Mevsimlik çiçekler diker, bakımını yapar. Üç hafta sonra  gittiğinde  başında bekçinin beklediği üç isimsiz mezarın en başındakine  Durruti’nin  adını yazmayı başarır. Ve sonraki gidişlerinde aynı şeyi yüreği özlemle coşarak yapar.  Böylece sonbahar ve kış geçip havalar yeniden ısındığında garip rüyalarına rağmen kendini hayata daha bağlı hisseder. En sıcak ayları dağlarda geçiren kont geri döndüğünde onu kırk yıl öncekinden bile daha çekici bulur. Geçen zaman sürecince her Pazar kabristana götürdüğü Noi de sonunda tek başına kabristanda onun yerini bulmayı başarır.  Maria Dos Prazeres bundan çok etkilenmişken, rutinleşmiş mezar ziyaretlerini yapanların duygusuzlukları onu üzer. Onların mezarlıktan  ayrılmalarından sonra denizde gördüğü beyaz transatlantikten gelen martıları ürküten böğürtüye benzer hüzünlü ses ona Pernambuco Hapishanesinde uğrunda ölen birini hatırlatır. Transatlantiğin ondan bir mektup getirmiş olmasını ne kadar istediğini düşünür.

Ertesi sonbahar ne olduğunu anlayamadığı kötü birtakım hisler duymaya başlar. Gezdiği ve gittiği her yerde bu hislerinin belirtilerini görür.  Noel geldiğinde bile o tasasız hareketliliğin arkasına saklanmış daha önceden iyi bildiği, bastırılmış gerginliği hissetmeyi sürdürür. İçindeki engelleyemediği huzursuzlukla bir gece korkunun dürtmesiyle uyandığında, penceresinin önüne “Yaşasın özgür Katalunya”  yazan öğrenciyi vuran devlet ajanlarını görür. Benzer bir huzursuzluğu  Manaos’da  küçük bir kızken Amazon ormanının sessizliğinde hissettiğini  hatırlar.

Bu dayanılmaz gerilimin ortasındayken Nisan ayının son cuması Cardona kontu her zamanki gibi akşam yemeği için evine gelir. Bu buluşma daha önce  sorgulamadıkları  beraberliklerinin bilançosu gibidir. Maria Dos Prazeres’in annesi tarafından on dört yaşındayken Manaos limanında satıldığını ve çileli geçmişini , Gracia mahallesindeki nezih yaşlılığın yolunu gösterenin  Kont olduğunu da bu bölümde öğreniyoruz.  Birbirlerinden ne kadar çok ve ne kadar sevecenlikle nefret ettiklerini aynı anda fark etmeleri için ulusal bir sarsıntı gereklidir. Mutfakta yemek hazırlarken  radyodaki  haberlerde  ölüme mahkum edilen ayrılıkçı üç Bask militanının hayatının diktatör Fransico Franco’nun kararına  bağlı olduğunu duyarlar. Kont rahat bir nefes alarak onların kurşuna dizilmiş olacaklarını söyler. Çünkü başkan adil bir adamdır diye ekler. Dua et de öyle olmasın der Maria Dos Prazeres. “onlardan birini bile kurşuna dizerlerse, ben de senin çorbana zehir koyarım”. Korkuyla nedenini soran Konta : “çünkü ben de adil bir orospuyum da ondan “ diye cevap verir. Cardona kontu o günden sonra hayatından çıkar.

Artık otobüste ona yer vermeye, yolda karşıdan karşıya geçmesine yardım etmeye, merdivenleri çıkarken koluna girmeye başlamışlardır. Bunun üzerine kendisine anarşistlerinki gibi adsız ve tarihsiz bir mezar taşı yaptırır ve kapıyı sürgülemeden yatmaya başlar. Uykusunda ölürse Noi haber vermek üzere dışarı çıkabilsin diye. Noi’yi de karşı dairede oturan kıza emanet eder. Pazar günleri  hiç bir şeyiyle ilgilenmeden onu serbest bırakması koşuluyla.

Sonunda Kasım ayının buz gibi bir öğleden sonrası üç mezar taşına da adları yazmış otobüs durağına giderken sırılsıklam ıslanır. Köpeği kucağına bastırıp zorlukla yürür. Ne dolu  otobüsler  ne de boş taksiler  onun varlığını  fark ederler. Tamamen umudunu yitirmişken metalik gri şahane bir otomobil adeta hiç ses çıkarmadan önünde durur ve onu gideceği yere götürmeyi teklif eder. Otomobilin içindeki buz gibi soğuk ilaç kokusu kendisini her şeyin önceden düşünülüp halledildiği mutlu bir alemde hissetmesini etkilemez. Nihayet o beyaz transatlantiğin içindedir.  Sürücü aracın sahibi olmadığını söyleyen genç bir emekçi Katalandır. Araç yolda sessizce süzülürken sürücüyü inceler. Çabucak evine vardıklarında ise delikanlı yukarı çıkmak için kendisinden izin ister. Merdivenleri titreyen adımlarla çıkarken heyecandan tıkanarak arkadan gelen ayak seslerini dinler.

Kendisine öleceğini haber vermiş ve üç yıl boyunca hayatını değiştirmiş olan o ilk rüyayı bir saniyeden daha az bir süre içinde yeniden baştan sona gözünün önüne getirir. “Yalnızca o anı yaşamak için dahi olsa, onca yıl beklemesine ve karanlıkta onca acı çekmesine değdiğini anlar.”

GABRIEL-GARCIA-MARQUEZ-keyif

Reklamlar