Etiketler

, , , ,

carlos fuentes

Latin Amerika edebiyatı yazar/öykü incelemeleri dizisinden Fuentes sunumu…
Hazırlayan ve sunan: Ülkü ÖZDOĞAN

Meksika’lı Carlos Fuentes’in  “Dostlar” öyküsünü okuduğumda aklıma hemencecik Kolombiyalı Marquez düştü. Onun da böylesi halk söylencelerinden beslenmiş alegorik öyküleri, romanları, somutlaştırmak için isim vereyim YÜZYILLIK YALNIZLIK’ı var. Yüzyıllık Yalnızlık’ın hiç yaşlanmayan, kuşakları gönderip kendi ayakta kalan Ursula’sı var. Buradaki yaşlılar hemen Ursula’yı çağrıştırıyor. Hatta çağrıştırmadan öte öyküyü Ursula’yla beraber okudum. Belki Orta Amerika halklarının söylenceler ve doğaüstü inanışlara yakınlığından kaynaklanıyordur. Zaman–mekan karmaşası insana acaba ile başlayan sorular sordurup ters köşeye atıyor. Yazarın öykünün başına ESKİ ZAMANLARIN HATIRINA (For old times sake) ifadesini koyması de söylencelerden yola çıkarak bütüne gittiğinin bir işareti gibi.

Kaygi-Veren-Dostluklar

Özgürleşmeleri uğruna Zapatistaların yaptığı devrim çalışmalardan kaçıp kendilerine çok yabancı bir toplumda her şeye rağmen tutunmaya çalışıp ancak hem kendi toplumuna hem de adapte olmaya çalıştığı topluma yabancı kalan göçmen bir aileyi tanımlarken derin betimlemeler kullanmış. Ailenin sonunda özüne, kendi varoluş toplumuna dönme arzusu zihinsel yanılsamalarla anlatılmış. Bu arada küçük bir paragraf içinde (sayfa 86, bölüm 2, ilk paragraf) Barbara Cartland romanlarındakine benzer farklı bir tanımlamayı es geçmemeliyiz. Bana göre oldukça havada durmasına ve gerçekçi olmamasına rağmen öyküdeki en ayağı yere basan, bu dünyadan gibi görünen betimleme bu paragrafta. Bir şehri, “frenleri patlamış”, “kendi hızında giden” ve “kararlı” diyerek tanımlamak da gerçeküstülüğe ya da gerçekliğe yakın bulunabilir. Öykü her şeyiyle, bir pozitif bir negatif uçlarda dolaşıp okuyanı ele geçiriyor.

carlos fuentes (1)

Tipik yaşlı inatlı teyzelerin evi çocukluğumuzun Zonguldak’ında terk edilmiş ancak tüm ihtişamıyla ayakta duran, şık, çocuklar arasındaki adları “perili ev” olan eski konakları anımsattı. Sanki o konakların bahçelerinde gezinmiş gibi hissettim. Alex’in bu bahçede bir ping pong topu gibi bir oraya bir buraya zıplayıp sıkıştığını düşünebiliriz. Fuentes, Alex’in bu aczini Musset* ve Simenon** arasındaki gelgitleriyle ifade ediyormuş gibi gösterse de Diderot’nun*** “Kaderci Jaques ve Efendisi” kitabındaki sorgulamaları yaşam felsefesinin temelini oluşturuyor. O mu yoksa bu mu sorularıyla ikilemlerin ayırdına varmayı ilke edinmiş roman bana göre bu öykünün ana düsturunu oluşturuyor.

Çevirmenin insanları gerçeküstü dünyada dahi  yedisinde neyse yetmişinde de odur diyerek tanımlaması gelenekleriyle yaşayan halkların aralarındaki mesafenin pek de önemli olmadığını ortaya koyar nitelikte.

* Alfred de Musset : Sancılı bir hayat yaşayarak genç yaşta ölen; ama son zamanlarında pek çok açıdan aydınlanmış bir şair. Gerçekçi ve zamanın sesi olan bir yazardır o. Bütün gel-gitleri, aşkları, kavgaları, hüzünleri, ızdırapları ve hayal kırıklıkları ile çağının aynası olmuştur. Eserleriyle çağını yansıtmaya çalışmıştır. Musset, bir hüzün şairidir. Hüzün (Tristesse) adlı şiirinde hayal kırıklıklarını, vicdan azabını ve ızdıraplarını kısa ve özlü bir şekilde tasvir etmiştir. Çağının sesi olan Musset, kırk yedi yıllık hayatına çok sayıda şiir ve tiyatro yapıtı sığdırmayı başarmıştır. Bütün bu yazdığı şiirler ve tiyatro yapıtlarının yanı sıra bir de roman kaleme almıştır: “Bir Zamane Çocuğunun İtirafları”. Bu roman, edebi anlamda çok büyük bir değer ifade etmese bile, hem Musset’nin kendi hayatına ışık tutması, hem de bütün yönleriyle dönemini yansıtması bakımından birçok eseri geride bırakan bir öneme sahiptir. Alfred de Musset, “Bir Zamane Çocuğunun İtirafları”nı çok genç yaşta George Sand’le yaşadığı fırtınalı aşkın ve birlikte yaptıkları İtalya seyahatinin ardından yazmıştır. Bu roman, sadece bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmaz, yazarın yaşadığı döneme de ışık tutar.

** Georges Simenon:  “La Verite sur Bebe Donge” isimli kitabında, Francois Donge, zengin bir üretici, hastanede ölümle savaşıyor. O gıda zehirlenmesinden muzdarip. Ama aslında, karısı Bebe kasten onu zehirledi. Flashback: On yıl önce Francois Bebe ile karşılaşır. Zaten zengindir Bebe ve birçok işleri vardır. O idealist bir kadındır. Ve evlenirler.

*** Denise Diderot (1713-1784) “Devasa bir şatoya doğru yola koyuldular. Şatonun dış cephesinde şunlar yazılıydı: Kimseye ait değilim ve herkese aitim. Siz, içine girmeden de oradaydınız, çıktıktan sonra da orada olacaksınız.” (Kaderci Jacques ve Efendisi). Diderot`nun 1765-1780 yılları arasında kaleme aldığı “Kaderci Jacques ve Efendisi” insanın varoluşunun sorunlarına odaklanırken, kader ve özgür irade arasındaki ezeli rekabeti merkezine koyuyor.

Artık kendi davranışlarına yabancılaşmıştır. Davranışları ile kendisi arasında bir yarık ortaya çıkmıştır. Davranışlarıyla kendi resmini yapmaya çalışırken bu resmin kendine benzemediğini görür.

Ursula: Yakın akraba evliliği yüzünden  soyları tükenene kadar lanetlenen bir ailenin hikayesi. İçine kapanıklığın bir dönem sonra bireye nasılda çılgınlıklar yaptırabiliyor olmasını,  bir annenin bir aileyi çekip çevirmeye gösterdiği çabalara rağmen ailenin kaderine engel olamamasını, bir soyun YÜZYILLIK YALNIZLIK’ını anlatan Marquez’dir. 

carlos-fuentes-w

Reklamlar