Etiketler

, , ,

Geçen hafta Diyarbakır Kitap Fuarı’ndaydık. Koşuyolu Nükhet Eren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi olarak “Mahkemeler ve Adalet” başlıklı bir sunum yapmak üzere beşimiz yola çıktığımızda heyecanlıydık. Kürt Yazarlar Derneği’nin çağrısıyla gidiyorduk. Hava limanına ilk indiğimiz andan itibaren kendimizi onların konuk severliğine bıraktık.

Ayağımızın tozuyla Diyarbakır’ın dört kapısından biri olan Urfa kapısından sur içine doğru yol alırken kentin silüetini belirleyen surların tüm görkemiyle yerli yerinde durduğunu fark etmek ve sırasıyla kapılarından geçerek kenti görmek hoşumuza gitti. Nerdeyse surları en iyi korunmuş şehrimizdi Diyarbakır. Oldukça yeşil görünüyordu. Mardin kapısını geçince surların üzerindeki Keçi Burcunun ayaklarına serilmiş yemyeşil uçsuz bucaksız Hevsel Bahçelerinin görüntüsü benzersizdi. On gözlü köprü, Kırklar Bağı Düzü, Yedi kardeş burçları, Çift kapı, Dar kapı, eski camiler, çarşılar, üç farklı dine ait kiliseler derken, anladık neden Diyarbakır’a  doğunun Paris’i dendiğini. – Bana kalırsa Paris’ten çok daha etkileyici.- İki tane büyük parkı var. Sonradan yapılan Koşuyolu Parkı bizimkinin dört beş katı büyüklüğünde.

Çok sayıda Kültür Merkezi var ve yenileri de yolda. Dengbejler’i -doğunun sözlü tarih ustalarını- görmek ve seslerini dinlemek çok etkileyiciydi. Dicle Fırat Kültür Merkezinde müzik yapan gençleri dinlerken gelip, Erbani  gösterisiyle ilgimizi çeken Derviş Tatar’ı da Dengbejlerin arasında görmek bizi pek şaşırtmadı. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Ahmet Arif Kütüphanesiyle yan yana. Sur dışına çıkınca bu Büyükşehir’in yeni kurulan “Dicle Kent” gibi çok katlı binalarının bulunduğu bölgesi ise İstanbul’un  Kozyatağı’ndan pek de farklı değildi.

Şehrin biraz dışındaki Kitap Fuarı oldukça büyüktü. Panellerin, kitaplarını imzalayan yazarların ve kitap severlerin çokluğu dikkat çekiciydi. Standlarda yer alan kitaplar ise coğrafyamızın kültürünü yansıtan dil ve  tür zenginliğini belli ediyordu. Oturumlardan birinde şiirlerini hayranlıkla dinlediğimiz şairle akşam evde  geç saatlere kadar yaptığımız doyumsuz sohbetler unutulacak gibi değil. Gecenin 00.02’sinde demli çaylardan güç alıp, göz kapaklarımızı “mandalla” açık tutarak sohbete katıldık, onca yorgunluğa rağmen  hiç birimiz oturduğumuz yerden -nerdeyse -kımıldamadan keyfini çıkardık. Bu kısa süre içinde Diyarbakır’ da tanıdığımız edebiyatçı sayısı oldukça fazla. Dillerini yaşatmanın sorumluluğu omuzlarında, son derece büyük bir şevkle okuyor, yazıyor, söyleşiyor, yaşıyorlar. Cigerxwîn Kültür Merkezi’ndeki Panelimiz oldukça canlıydı. Dinleyici sayısına zıt, bir saatlik sunumun sonundaki zengin katılım salondaki -iki kız çocuğu için aynı şeyi söylemem doğru olmaz- herkesi memnun etti. Bizi tekrar Diyarbakır’da görmek istediklerini ısrarla, defalarca söylediler. Kim bilir, belki önümüzdeki yıl Diyarbakır Kitap Fuarında yeniden daha uzun süreli buluşur, yazın denizinde birkaç kulaç daha atabiliriz. Bu defa beş kişiden daha kalabalık olacağımız kesin.

Işık DEMİRTAŞ /  27 Mayıs 2014 İstanbul

Reklamlar