Etiketler

, , , , , , ,

NUKHET EREN  NEYYA-Nükhet Eren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, 30 Mayıs 2015, Cumartesi günü Cervantes Enstitüsü’nde “Don Quijote’nin Türk Edebiyatındaki İzleri ve Bizim Don Quijote’miz” adlı bir söyleşi yaptı. 17. yüzyılın başında Cervantes tarafından yazılan “Don Quijote”, romanın başlangıcı sayılmış ve yazıldığı zamandan bugüne pek çok yazarı etkilemiştir. Bu yıl “Don Quijote”yi mercek altına alan atölye, bir yandan Erasmus’un “Deliliğe Övgü”sünü okuyup Cervantes’in hümanizmasının kaynağına dönerken bir yandan da onun edebiyat dünyasındaki izlerini sürdü. Bu bağlamda dünya edebiyatında Borges’den, Paul Auster’e okumalar yaptığı gibi, Türk edebiyatında da  Don Quijote’den esinlenen eserleri inceledi.

Cervantes Enstitüsü’nde, bu yıl yaptıkları çalışmanın bir kesitini sunan atölyenin programı, Nükhet Eren’in “Don Quijote”nin önemini, onun Dünya ve Türk edebiyatındaki yerini hatırlatan konuşmasıyla başladı. Daha sonra, hem Don Quijote’dan esinlenen Oğuz Atay, Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem ve Rıfat Ilgaz’ın eserleri Don Quijote’la karşılaştırmalı olarak incelenirken hem de atölyedeki yazarların Don Quijote’den yola çıkarak yazdıkları öyküler okundu.

Berrin Vargel ve Sevgi Tartıcı tarafından sunulan Oğuz Atay’ın 1972’de yayımlanan “Tutunamayanlar”ı gerek biçim gerekse içerik açısından Don Quijote’la pek çok benzerlikler taşıyan, yayınlandığı yıllarda olmasa da daha sonraları Türk edebiyatında çok ses getirecek öncü bir romandır. İçinde metinlerarasılık özelliğini çokça barındıran Tutunamayanlar’da Don Quijote’a doğrudan göndermeler yapılmıştır ve kahramanları Selim ve Turgut, bu 17.yüzyıl şövalyesinden izler taşır. Tutunamayanlar’da anlatılan roman kişisinin içsel yolculuğudur. Fakat aynı zamanda Cervantes’in Don Quijote’de yaptğı gibi, toplumsal eleştiri mizah ve ironi yoluyla güçlü bir şekilde yapılmıştır.

Ahmet Mithat Efendi’nin 1877’de yayınlanan, her biri ayrı birer öykü olarak da okunabilecek dört bölümden oluşan “Çengi” romanının ilk bölümünün adı “İstanbul’da Don Kişot”dur. İlk bölümde anlatılan Daniş Çelebi büyüler, efsunlarla beslenen bir ortamda cin-peri hikayeleri okuyarak büyümüştür. Yetişme tarzı ve okuduğu kitapların etkisiyle Don Quijote gibi yanılsamalar içinde hayata farklı bir algıyla bakışı, onun trajik sonunu hazırlar. Aysel Karaca tarafından sunumu yapılan Çengi’de Ahmet Mithat Efendi, Cervantes gibi hem geleneksel edebiyatı hicvetmiş hem de içinde yaşadığı toplumun aksaklıklarını göz önüne sermiştir.

CERVANTES

Cevahir Coşkun’un sunduğu, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” 1889’da yazılmıştır. Babasından kalan serveti müsrifçe harcayarak hayatını sürdüren, alafranga özentisi içinde, yarım yamalak bildiği Fransızcayı Türkçeyle karıştırarak konuşan züppe karakter Bihruz, arabasıyla yaptığı gezintilerin birinde karşılaştığı bir kadına aşık olur. Okuduğu Fransızca aşk romanlarının etkisiyle, kafasında oluşturduğu ‘sevgili’ hayalinin  peşinde, tıpkı Don Quijote gibi, yanılsamalarla dolu bir yola çıkacaktır. Oysa aşık olduğu  kadının onun düşlediğiyle hiçbir ilgisi yoktur, sonu Don Quijote gibi hüsran olacaktır. Romanda aynı zamanda Osmanlı’daki batı taklitçiliği hicvedilmiştir.

Son olarak da Rıfat Ilgaz’ın “Don Quijote İstanbul”da adlı öyküsü anlatıldı. Nesrin Uçar ve Sevgi Tartıcı’nın birlikte sundukları bu öyküde Rıfat Ilgaz, diğerlerinden farklı olarak Don Quijote’la benzerlikler içeren kahramanlar yaratmamış, Don Quijote ve atını doğrudan 17.yüzyıl İspanyası’ndan alıp 1950’li yılların İstanbul’una taşımıştır. Rıfat Ilgaz mizahi anlatımıyla, o günlerin İstanbulu’na bizi Don Quijote’nin gözleriyle baktırır.

Ayrıca atölye yazarları yazdıkları öykülerde kendi donkişotlarını yaratmışlardı: Gülayşen Erayda, “Define Adam ve Bayram”; Yasemin Öztürk Çamur, “RMS”; Ayşegül Ayman, “Karganın Çırağı” ve Şaheser Yılmaz da “1 Yudum Don Quijote İçtim, 2 Yudum Gerçek” adlı öykülerini okudular. İzleyicilerin soru ve görüşleri alınarak yapılan karşılıklı söyleşi sonrasında program sona erdi.

Cervantes

Cervantes

Reklamlar