Biz

Atölye

Sanat, insanlığın evrensel değerlerinden biridir. Her toplumda farklı şekillerde görülebilen, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Sanat, sezginin ve anlatımın birliğidir. Günümüzde sanatın duygusal ve düşünsel etkileme gücü daha belirleyicidir. Belli bir kalıp içine sığmayan, yaşam sürdüğü müddetçe asla ölmeyecek bu koskoca ağacın dallarından biri olan edebiyat ise bizim ilgi alanımız.

“Yaratıcı Yazarlık-2” atölye çalışmasına katılan bizler, Koşuyolu Mahalle Evi’ne işte bu ortak ilgi alanımız nedeniyle gelmiştik. Kimimiz anılarını yazmak, kimimiz kendi hayatını anlatabilmek, kimimiz çok kıymetli olan mektuplarını öyküleştirebilmek, kimimiz sadece yazmak, yazabilmek için oradaydık. Yaşamın her türlü engellemesine karşı durmaya çalışarak gittikçe artan bir istek ve heyecan ile her Cuma Koşuyolu Mahalle Evi’nde bir araya geldik. Artık bir sınıfımız, belli olan yerlerimiz ve harika bir öğretmenimiz vardı. Nükhet Hocamız engin bilgisi, pozitif ve gülümseyen kişiliği ile çok değerli bir yol gösterici oldu.

Derslerimizde kurmacanın beş ana unsuru olan neden-sonuç ilişkisi, olay örgüsü, betimlemeler, bakış açısı ve karakterler maddelerini tek tek inceledik. Bunları değerli yazarların öyküleri üzerinden çalışarak bilgilerimizi pekiştirdik. İlk okuduğumuz Sebahattin Ali’nin ‘Uyku’ adlı öyküsü idi. Leyla Erbil’in ‘Çekmece’, Yaşar Kemal’in ‘Sarı Sıcak’ ve Gabriel Garcia Marquez’in ‘Eva Kedisinin İçinde’ diğer okuduğumuz öykülerdi. Atölye süresince Gustave Flaubert’in ‘Madam Bovary’ romanını okuyup analizini yaptık.

Umberto Eco, Albert Camus, Oğuz Atay, Franz Kafka, Erdal Öz, Ahmet Hamdi Tanpınar, William Faulkner, Virgina Wolf, Saramago, Cenap Şehabettin, Lev Tolstoy, Hasan Ali Toptaş, Cemal Süreya, Orhan Pamuk, Nazım Hikmet, Jorge Luis Borges, Edgar Alan Poe, Rablais, Cervantes, Anton Çehov, Aslı Erdoğan, Calvino, Milan Kundera, Tomris Uyar, Stephen King, Ernest Hemingway ve daha birçok yazarı – eserlerini dile getirdik. Onların yarattığı dünyalarda dolaşmak inanılmazdı bizler için.

Her ders sonrası ödevler verdi. Bizi öğrencilik yıllarımıza döndüren, çoğumuzun belki de ilk defa bu kadar hevesle yaptığı ödevlerimiz… Kendimize ait bir üslup geliştirmeye çalışarak, bakış açımızı ve duygularımızı kattığımız öykülerimiz oldu. İlk ödevimiz, hatırlayabildiğimiz ilk anımızı yazmaktı. Hocamız bunu söylediğinde kafamda sadece bir soru vardı. Düzgün bir günlük bile tutmamışken, nasıl yazacaktım? Yazdığımı hocama ve arkadaşlarıma okurken, heyecandan titremesine engel olamadığım sesim hala kulaklarımda.

Bir diğeri, yazılmış bir paragrafı öyküleştirmekti. Öykünün hikayesini düşünmeye, kafamda tasarlamaya başladım. Üçüncüsü, hocamızın gönderdiği bir fotoğraftan öykü yazmaktı. Daha güvenle yazmaya başlamıştım artık. Usta yazar Leyla Erbil’in ‘Çekmece’ adlı öyküsündeki denizci Dursun Kaymak’a karısının ağzından mektup yazmaktı bir başka ödevimiz. Burada kendimin dışına çıkmayı denedim ilk defa. Arkasından, Rahmaninov’un 3 numaralı piyano konçertosu veya Büyük Cevizin Dibi adlı halay eserlerinden birini dinleyip, bizde yarattığı duygulardan yola çıkarak bir öykü oluşturmamız geldi. Bu öyküde, çok şey anlatmak istiyordum ama duygularımı tam olarak geçiremedim kağıda. Ardından yanık kokusu ile ilgili bir öykü yazdık. Masallar da yazdık, çok iyi bilinenlerin yollarını ve sonlarını değiştirerek.

Yazdıkça düşündük; düşündükçe yazdıklarımız çeşitlendi, renklendi. Hocamın ve arkadaşlarımın olumlu yorumları, ruhumdaki yazma ateşini körükledi, içim de yazmaya başlamıştı artık. Arkadaşlarımın da, benim gibi çok olumlu değişimler yaşadıklarını gözlemliyordum. Onların yarattıkları dünyalara çıktığım yolculuklarda, adeta yeniden yazılan Cinderella gibi harika bir masalın, ustaca betimlenmiş bir Çerkez konağının, çintemani süslemeleri ile Kapalıçarşı’nın, bir hastane odasında kurulan sıcak ilişkilerin, televizyonda seyredilen yangın konulu bir filmle aynı anda evde çıkan bir yangının, çok iyi yorumlanmış telefonun ucundaki acı bir kaybın, yaşama yeniden dönebilmek için yakılan mektupların, bembeyaz kar kristallerinin, anne-baba sıcaklığının, zamanı kovalayan pişmanlıkların, hüzünlerin, yabancı bir ülkenin yaşam şartlarının, içtenlikle yazılmış şiirlerin, rüyaların, çığlıkların, aşka bir dağ evindeki muhteşem deneysel dokunuşun, sevdiğini unutamayan hüzünlü halayların, dans eden sığırcık kuşlarının, hayatın çözülemez denklemlerinin, bir hasır şapkanın peşindeki tehlikeli koşuşturmacaların, aynadaki gerçek beni görebilmenin misafiri oldum büyük bir keyifle. Artık hepimiz farklı renklerdik. Bu sayede, gökkuşağının tüm renkleri gibi ortak yazılmış bir öykümüz de olacak. Dinledik, okuduk, yazdık; biz çok mutlu olduk. Çıktığımız bu yolculukta, kendimize çok şey kattık.

Yazmak yeni bir dünya yaratmaktır cümlesini içselleştirerek, hepimiz kendi dünyamızı yaratmaya, öze ilişkin ayrıntıları çıkartmaya çalıştık içimizden. Bu harikulade çalışmada, bize zaman ayıran saygıdeğer hocamız, değerli yazar Sayın Nükhet Eren’e ve mekanı sağlayan Kadıköy Belediyesi’ne teşekkürlerimizi sunar, bu tür özel çalışmalarının devamını dileriz.

Gülayşen ERAYDA

3 thoughts on “Biz”

  1. MERVE SAĞLAM said:

    Sevgili Gülayşen, birlikte yaşadığımız o değerli dakikalar ortak bir paydada bundan daha güzel bir anlatışla yazıya dökülemezdi. Seni tebrik ediyorum arkadaşım. Ve kurstaki tüm diğer arkadaşlarımız ile sevgili yol göstericimiz Nükhet Eren’e de senin vasıtanla teşekkürlerimi iletiyorum.

  2. kurslara kayıtlar halen devam ediyor mu ve yaş sınırı var mı ? yanıtlarsanız sevinirim

  3. çok yaratıcı ödevler verilmiş. ben de bunları tek tek yazmak istiyorum. başarılar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s