Gece Yürüyüşü

Roman: GECE YÜRÜYÜŞÜ

Yazar: MAHMUT YESARİ

Ülkü Matbaası- İnkilap Kitabevi

Yıl: 1944

Özet: Gülayşen Erayda

Özet:

Roman, savaşmak üzere geceleyin mevzilerine doğru yürüyen kıtadaki bir askerin duyguları ile başlar. Onsekiz günden beri kendini bilmeden yattığı İstanbul’daki Hilal-i Ahmer Hastahanesinde gözünü açan asker (Vefik)in, savaşta kol kemiği zedelenmiştir ve humma tedavisi görmektedir. Kendine geldiği anlarda, büyük aşkı Dilşad ‘ı, sessiz babasını, annesi öldükten sonra mülkiye kaymakamı olan babasının yeniden evlendiği üvey annesini (Sabire Hanım) ve çok sevdiği üvey kız kardeşini (Samime) düşünür. Babası görevi gereği kasaba kasaba, il il dolaşmaktadır. Huzursuz, geçimsiz bir tip olan  üvey annesi; babasını, kardeşini ve kendisini de hırpalamaktadır. Bu yüzden bir türlü ısınamadığı, rahat edemediği baba evinden uzaklaşmak için İstanbul’da yatılı okula yazılmıştır.

Hafta sonları, serbest zamanlarında babasının eski arkadaşı Sinan Paşa’nın Nişantaşı’ndaki konağında kalmaya başlar. Sinan paşanın küçük kızı Dilşad’la arkadaş olurlar. Aradan dört yıl geçer. Vefik’in ilk başlarda, çok sevdiği üvey kardeşinden bir şeyler bularak yakınlaştığı Dilşad’ a karşı hissettiği ağabeylik duyguları uçup gitmiş, yerini aşka bırakmıştır. Konağın refah , bolluk dolu günleri Sinan Paşa öldükten sonra hızlıca yitip, gider. Sinan paşanın kibirli, hırslı ve paranın gücü ile çalışanlarına kan kusturan eşi Fahamet hanım ve sorumsuz, kumarbaz , mirasyedi oğlu Azmi; Vefik’ten ne kadar uzaktaysalar, Dilşad her zaman onun kalbindedir. Aşkı o kadar kuvvetlidir ki, Dilşad’ın şımarıklığını ve hoppalığını dahi ona yakıştırır, paranın onu kibarlaştırdığını, ağırlaştırdığını düşünür. Liseyi bitirdikten sonra Halkalı Ziraat Mektebine başlar. Halkalı ‘dan Nişantaşına gidip gelmek o zamanların İstanbulunda meşakkatli olduğu için konağa gittiği zamanlar da seyrekleşmiştir. Dilşad artık çok güzel bir genç kız olmuştur. Karşısına başörtüsü ile çıkıp, kısa konuşmaktadır. Ona karşı olan duyguları gittikçe kuvvetlendiğinden okulu bitirir bitirmez, Dilşad’dan kopabilmek için İstanbul’dan uzak bir yerlerde ziraat fen memurluğu ve müdürlüklerinde çalışır. Kardeşinden gelen mektuplardan birinde Dilşad’ı isteyenler olduğunu ama onun hiçbirini beğenmediğini öğrenir. Bir an için umutlanır gibi olur ve hayaller kurar. Bir süreliğine izin alır. Babasının emekli olduktan sonra binbir zorlukla biriktirdiği para ile aldığı İstanbul’un kuytu bir köşesindeki dört odalı ahşap evi ilk gördüğünde çok yadırgar. Ayakları onu yine Nişantaşı’ndaki konağa ve Dilşad’a götürür. Konağı gördüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Ailenin Sinan Paşa öldükten sonra çektiği ekonomik sıkıntı konağa da yansımış, haremlikle selamlığı ayıran kısım yıkılarak ikiye ayrılmıştır. Selamlık bölümü kiraya verilmiştir. Yatılı okul hayatı, köylerde yalnız başına yaşaması onu sosyal hayattan uzak tutmuştur. Bir türlü, hem maddi hem de sosyal olarak Dilşad’a kendisini yakıştıramamaktadır. Bir gün, bütün cesaretini toplayıp, duygularını açmak için konağa gittiğinde Dilşad onu görmek istemez, hayal kırıklığı içinde geri döner. Bir ay sonra Dilşad’dan gelen ondan yalvarırcasına özür dileyen mektup, Vefik’in yeniden umutlarının yeşermesini sağlamıştır.

İyileşip hastaneden çıktıktan sonra askerliğine, İstanbul’daki depo alayında sabit hizmet subayı olarak devam eder. İyi bakıma ihtiyacı olduğu için babasının ısrarı ile istemeyerek de olsa baba evinde kalmaya başlar. Üvey annesi savaştan dolayı çöken ekonomiden yakınıp her gününü; piyasada olmayan has ekmek, kahve, şeker sayıklayarak geçirmektedir. Vefik’in bir süre sonra alaydan erzak almaya başlaması ile evdekilerin yüzü güler. Artık üvey annesi onunla uğraşmaz, el üstünde tutar. Bu gelişmeler iyidir ama Vefik, Dilşad’ın hastaneye gelmemesini dert edinmiş, sürekli onu düşünmektedir. İzinli olduğu bir gün Dilşad’ın onu hem evde hem de karargaha giderek aradığını öğrenir. Fazla hayale kapılmamaya çalışarak konağa gittiğinde Dilşad’la annesinden, konunun Azmi’nin askerliği olduğunu öğrenir. Şubeye yoklama için gitmesini üç ay geciktirmiştir. Ondan bu sorunu çözmesini isterler. Azmi’yi hiç sevmemesine rağmen yardım eder. Dilşad’a açılmak istese de başaramayıp, yine erteler. Bir gün karargahta onu görmeye gelen Bahtiyar adlı yaşlıca bir kişiden dayısı Danyal Baki Bey’in çok hasta olduğunu ve onu görmek istediğini öğrenir. O ana dek hiç görmediği dayısının komşusu olan bu kişiden, dayısının çok hasta olduğunu, Erenköy’de bir köşkü ve Bostancı taraflarında bağı olduğunu öğrenir. Ayrıca hiç evlenmemiştir kendisine ait parası ve bağcılıktan da elde ettiği geliri vardır. Kitaplara ve antikalara da çok meraklı olan dayısını görmeye gider. Ölüm döşeğindeki yaşlı adam ona hayatını kısaca anlatır. Köşkün ve bağın sahibi olacağını söyler. Köşkü satmasını, asla evlenmemesini ve bir çiftlik almasını öğütler. Yaşamında kitaplara ve bağından başka şeye yer vermeyen bu içine dönük yaşayan adamla kendisinde benzerlik kurar. Kısa süre sonra dayısı ölür. Komşunun yardımı ile acele etmeden köşkü, içindeki kitapları ve antikaları iyi paraya satar. Bağdaki üzümlerin kalitesini görünce mahsulden de hatırı sayılır bir gelir elde edeceğini anlar. Terhisinden sonra başına geçmek üzere küçük bir çiftlik almaya karar verir. Bu arada bağa da eski kulübeyi yıktırarak yerine küçük bir köşk yaptırır. O günlerde, Dilşad yine kardeşinin yaptırması gereken ikinci askerlik yoklaması ile ilgili yardımını ister. Vefik artık parasız değildir. Dilşad’a açılmak istemekte ama onun kendisini sevmediğine inanmaktadır. Kardeşinden Dilşad’ın yaşlıca bir savaş zengini ile evleneceğini öğrenir. Halbuki o bağdaki köşkü, çiftlik hayallerini hep Dilşad için kurmuştur.

Bir gün tesadüfen Dilşad’ın kardeşi ile karşılaşır. Yanında çok merak ettiği; kısa boylu, kır saçlı, tıknaz savaş zengini, müteahhit Faruk bey de vardır. Onları bağına davet eder. Bağ mevsimi geldiğinde Dilşad’ın da olduğu bir grup halinde gelirler. Bağda geçirdikleri sürede, Dilşad’ın Faruk’u sevmediğini hatta hiç hoşlanmadığını fark eder. Bu anlaşmalı bir evliliktir. Dilşad ise bağdan çok etkilenmiş, Vefik’e elde ettiği bu güçten dolayı hayranlık duymaya başlamıştır. Vefik aynıdır ama sadece eskisi gibi beş parasız değildir aslında.

Bu hayranlık, aralarındaki konuşmalarda Faruk’u küçültecek kadar büyümüştür. Faruk da oyuna katılır ve Vefike ortak çiftlik almayı önerir. Vefik bu teklife Dilşad’a beslediği duygular yüzünden sıcak bakmaz. Başıbüyük’te kelepir bir çiftlik satın alır. Babası, üvey annesi ve üvey kardeşi oraya taşınırlar.
Evlerini de kiraya verirler. Vefik’in içi daha rahattır. Terhis oluncaya kadar çiftliğe babası göz kulak olacaktır. Çiftlikteki işleri yavaş yavaş düzene koyar. O günlerde Dilşad’la Faruk’un nişanına davet edilir. Vefik sarsılmıştır. Daha önce ona açılamamasının pişmanlığı içinde kıvranır. Artık beslediği tüm ümitler yok olmuştur. Bütün hayal kırıklığına rağmen nişanın yapıldığı; Faruk’un hizmetçili, o zamanın İstanbul’unda yeni yeni yapılan apartmanlardan biri olan evine gider. Dilşad birkaç kadeh içmiş, çakırkeyif olmuştur. Çiftlik aldığını da öğrenmiş, Vefik’i yere göğe sığdıramamaktadır. Sonunda Faruk’u sevmediğini ve aslında onunla evlenmek istediğini söyler. Vefik de tüm cesaretini toplayarak ona duygularını açar. Oracıkta beraber olma kararı verirler. Vefik artık çok mutludur.

SON

‘Ben ovada boşluğa yuvarlanmadım. Gök boşluğunun kimbilir ne kadar uzaklarından dönüp gelen ve yine kimbilir ne kadar uzaklara gidecek olan yıldızların altında, ufkun karanlık ağzına bir katran külçesi gibi akarak yürüdük,yürüdük… Yol mu, rüya mı bilmiyorum. Saatlerce sürdü.’

‘Ufkun kurşuniliği, üstünde fırça gezdirilen bir tuval gibi kararır; gökyüzü teker teker uyuyan yıldızlarla serpme yıldız atılmış gibi kıvılcımlanırken, geniş, ıssız ovayı ikiye bölen soğukla katılaşmış kırçıl yolun üzerinde omuz omuza vermiş bir kalıp gibi yürüdük; yine bir kalıp gibi siperlerden sıçrıyoruz ve omuz omuza vererek ileri atılıyoruz. Rüzgarı, karanlığı değil, dumanı, ateşi, alevi, ölümü önümüze katmış
kovalıyoruz.’

‘Bu uğultu, bu binlerce ağızdan çıkan tek ses, haykırma değil. Binlerce yüreğin imanını göğe duyuruyor. Bu uğultuda sadece ferdin benliği yok. Kütlenin imanı göğe çarpıyor. Gökyüzü çatlıyor sanki…’

‘Evet, bu erkek insan, bu kısa boylu tunç adam, uzvi ihtiyaçlara omuz silkecek kadar kuvvetli. Onu açlık, susuzluk, yorgunluk, uykusuzluk kolay yıkamaz. Fakat bir şarapnel misketi, bir cılız kurşun bu tunç vücudu yıkabilir. Eğer Ahmet oğlu Ahmet ölmüşse, yanacağım.’

Kitabın başındaki sayfalarda yer alan Mehmetçiği ve savaşı anlatan bölümler çok farklı. (Yukarıda birkaç alıntı yaptım.) Yazar, karakterleri ve ruh hallerini derinlemesine, etkileyici bir şekilde ortaya koymuş. Ayrıca savaş sonrasında değişmeye yüz tutan İstanbul ve gelenekleri de başarı ile ele almış. Hikayeyi Vefik karakterinden dinliyoruz. Diyaloglar çok doğal. Konunun akışını mükemmel destekliyorlar. Romanın son bölümündeki gelişmeler çok hızlı oldu. Bu romanı, vefatından sadece bir yıl (belki de aylar) önce yazdığı düşünülürse, bu hızlı gelişme bir yanıt bulabilir diye düşünüyorum.
Yaşça büyük erkek ve genç kadın evliliğindeki zorlukları ortaya koyarken, dayısının evlilik ile ilgili düşüncelerini okurken kendi yaşamından bir şeyler eklemiş gibi geldi. Kullandığı dil çok akıcı. Bir paragraf oluşturan tek, çok uzun bir cümlede dahi berrak, anlaşılır.

Reklamlar

1 thought on “Gece Yürüyüşü”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s