Kalbimin Suçu

Roman: Kalbimin Suçu

Yazan: Mahmut YESARİ

Sühulet Kütüpanesi –  1932

Özet-Yorum: Gülayşen Erayda

Roman, Zahit Efendi ve Sabri Efendinin çayhanedeki konuşmaları ile başlar. Beş parasız ve avare dolaşan iki kafadar, dört aydır göremedikleri  Necil Sabit Bey’i sabırsızlıkla beklemektedirler. İzmir’de çalışan Necil Sabit’in İstanbul’a gelme vaktinin yaklaştığını hesaplamışlar, diğer avantacı takımına kaptırmamak için  ona ilk olarak kendilerinin ulaşması için plan yapmaktadırlar. Tüm mal varlıklarını kumarda kaybetmiş  ikili için; Necil Sabit’in sayesinde yaptıkları rakılı, mezeli, çalgılı, kadınlı alemlerin özlemi dayanılmaz seviyededir.

‘Dilimin ucunda idi. Cigarasızlık bir şeye benzemiyor. Bir de rakısızlık!  Merak etme, gene gelir. Eski alemler başlar.  Ne alemdi onlar? Rakı istediğin kadar, meze bol… Ya o, kadın meclisleri?

‘ Para, dediğin şeyin de ne olduğunu bilenlerdeniz. Ben az mı para yedim? Sen, az mı para yedin? Ama biz kumarda yedik. Cihangir’deki konağı satmıştım, elime geçen parayı üç günün içinde, bitirim yerlerinde temizledimdi. – Beni bakara ile barbut mahvetti ‘

Yaptıkları planla Necil Sabit’in eski göz ağrılarını dolaşacak, hangi gün geleceği ile ilgili bilgi toplayacaklardır. Bu arada eski göz ağrıları Reyhan, Şarika, Süveyda, Bedriye ve Mihriban da boş durmamakta, Necil Sabit’i ilk önce ulaşabilmek için bin bir numara çevirmektedirler.

‘ O, İstanbul’a ayak basar basmaz, bir kere ne var ne yok? Diye Beyoğlu’na çıkar, eski göz ağrılarını dolaşır, hoş,o, dolaşmasa, aramasa nazeninler, onun kokusunu alır, izini bulur, derdest ederler. Necil Sabit Bey’i bulmağa çalış…Hele Mihriban’a tesadüf ederse… Şarika da onun peşini bırakmaz. Reyhan az numara mıdır? Derhal istikbale gider. Necil Sabit Beye de eğlence lazım! ‘

O sırada Necil Sabit ise yakın arkadaşı  Fahir Bülent’le vapurla İstanbul’a gelmektedir. Yaşadığı hayattan kurtulmak istemesi ve yuva kurma hayallerini arkadaşına anlatır. İyi aile kızı on sekiz yaşındaki Zerrin’e aşık olmuştur. Fahir Bülent, bu arzusunun gerçekleşmesi için önce etrafındaki beleşçilerden kurtulması gerektiğini söyler. Kırklı yaşlarını sürdüğünü,  Zerrin’le  aralarındaki yaş farkını da hatırlatır. Ancak Necil Sabit kararlıdır. Yeni bir hayat kuracaktır. Kimselere görünmeden, Zerrin’e yakın olabilmek için Bebek’te bir köşk kiralayacaktır. Kumarda çok kaybeden, zor duruma düşen arkadaşını da bir süreliğine beraber kalmaları için ikna eder.

‘ İhtimal değil, muhakkak Fahir. Bir de benim hayatımı düşün… O geçirdiğim ve hatta geçirmekte olduğum fırtınalı, huzursuz, istirahatsiz hayatı düşün…Daima yalan, riya…Seviyorum zannetmişim, aldanmışım…Seviyor sanmışım, aldanmışım… Çok defa ikimiz de birbirimizi sevmediğimiz halde seviyor görünmüşüz! Neden? Bu bir oyun ki yıllarca, yıllarca bıkılmadan, usanmadan tekrar edilmiş… Bunlardan yoruldum. Bak ne kadar doğru söylüyorum, bıktım demiyorum, yoruldum… Şimdiye kadar yaşadığım muhit, bana hayatın muhtelif zevklerini, inceliklerini, tahassüslerini gösterdi, öğretti, tattırdı. Bunu inkar etmek nankörlük olur. Fakat evlenecek olursam!’

‘ Sersem, sersem!… Hemen hergün gözlerile bir bahar güneşi içen adam, ihtiyarlar mı? Bu binlerce yıllık köhne toprağı, gençleştiriveren bahar güneşi, benim gibi daha tekmil hayat kaynağı kurumamış bir zerreyi mi tazeleştirmeyecek? Düşün ki, gözlerinden ta ruhuna bir bahar doluyor! Nasıl olur da gençleşmem?

‘ Gençleşme emareleri Fahir’ciğim. Gençleşme emareleri… Kalbimde enginleri bile istihfaf eden bir genişlik, ucsuz, bucaksız bir ferahlık var. Bu, daha rıhtımdan başlıyor. İstanbul’a geldiğimi bilen yok.. İstikbalime gelen yok…Şu veya bu suretle iz’aç eden yok…Bir çok tanıdıklar arasında vaziyet, tavur, hal gözetmek yok… Yalan söylemek, yalandan gülmek, yalandan sevinmek, yalandan acımak, yalandan alakadar olmak mecburiyeti yok… Bir tüy gibi hafifim! Ablama da daha bir ay gecikmek ihtimali olduğunu yazdım.’

Ancak daha vapurdan inerlerken, Zahit Efendi onları bulur. Diğerlerinin bulması da gecikmez. Böylece Necil Sabit’i  yavaş yavaş yine aynı çemberin içine çekmeye başlarlar. Entrikalar son hızla çevrilmeye  başlanmıştır.  Herkes Necil Sabit’in, aklını çelmeye çalışmakta. bunun farkında olan Necil Sabit ise direnmeye çabalamaktadır. Bu arada yanındaki tüm dalkavukların, kötü hallerini hem tenkit eder, hem de kendi menfaatlerine uyanlarını onaylar. İçine düştüğü zor durumlardan kurtulmak için değişik çareler  ararken,  kendi zayıflığını da eleştirir.

‘ Süveyda’yı çok eskiden, çocukluğumdan tanırım. Bir zamanlar sevişmiştik. Sonra o evlendi. Kocadan hiç talihi yok. Ayrılmak istiyor. Ben, bu ayrılma hikayelerinden çok korkar, çok çekinirim. Henüz bekarım. Anlıyorsun ya, tehlike müthiş… Peşlerinde koşduğum kadınların çoğu, muvaffakiyetlerini, ona, Süveyda’ya borçludurlar…Onu öyle sevmiştim ki… Fakat biz, çok nankör mahluklarız… Başkalarına karşı olanı bırak… Kendi nefsimize karşı bile nankörüz. Kendi kalbimiz bile bize ihanet ediyor… ’

‘ Birdenbire kesip atmak olmaz. Sükunetle, soğukkanlılıkla halletmeli! Zahit Efendi az işime yaramadı. Onu tembelliğe, işsizliğe ben alıştırdım. Ona bir iş bulmalı. Mihriban’a yüzük, bilezik gibi bir hediye alırım. Reyhan kürklü manto istemişti, onun da gönlünü hoş ederim. Şarika  para tutmaz, saçak saçak borçları vardır, onları temizlerim… Bu ağdan kurtulmak, içine düşmekten çok güçtü. Pürüzleri temizlemek hayli pahalıya mal olacaktı. Tavizatsız yakamı kurtaramayacağım’

Arkadaşını çok iyi tanıyan Fahir Bülent, onu kararından caydırmak için elinden geleni yapmakta, Necil Sabit’e hayalini kurduğu yaşama ait olmadığını anlatmaktadır. Müşkül durumunun farkında olan Necil Sabit ise verdiği kararı uygulamaya çabalamaktadır.

‘ Buna kendin de inanmıyorsun ya… Kışın Boğaziçi ne sevimsizdir. Uzun, geçmek bilmeyen kış geceleri , Bebek’te çıldırırsın. Bara, baloya, tiyatroya gitmek istesen dönmek bir mes’ele… Beyoğlu’nda rahat, nefis bir apartmanın, üstelik Madam Vartohi gibi işgüzar bir kapıcın var. Geç vakit dönüyorsun, soban yanmış, odan sıcak… Bir bakış, bir kahkaha, bir kırıtma bazan gönül çeler. Bütün konforu ile apartmanın  hazır… Bahara karşı insan böyle çılgınca kararlar verebilir, lakin sonbaharda, kışa karşı!’

‘ Bana müstahaktır… Aile kızlarile, aile kadınlarile konuşmasını bilmiyen benim gibi serseriler, işte böyle pot kırarlar. Çünkü öbürlerile büsbütün başka alıştım. Salı günü söz verdim değil mi? Unutuyorum. Adam sen de! Çarşamba’ya oluversin. Saat ikide mi? Beşte olsa ne çıkar? Yeni tanıdıklarımızla bile bir günün içinde, yüz göz oluveririz.’

‘ Zavallı Necil, aile hayatı denilen sükun ve intizam yolu, program dahilinde yaşayış, sen ve ben mizacta insanların harcı değil… Tabiatın bir kusuru .İtiraf etmeliyiz. Yeni eve taşınıldığı zaman babam, mahallenin dükkanlarını öğrenirdi. Ekmekçiye, sütçüye, yoğurtçuya, gazeteciye, sucuya, zerzevatçıya uğramalarını tembih ederdi. Namuslu aile büfesinde, bunlardan evvel bulunması lazım gelen şeyler vardır. Ne olduklarını ben bilmiyorum. Sen de bilmiyorsun. Senin ve benim evlerimiz yok muydu? Hala yok mu? Hepsi, her türlüsü vardı. Her an gözümüzün önünde duruyordu. Fakat baktık, görmedik, hiç alakadar bile olmadık…’

Zerrin ve ablası Sündüs’le buluştuğu bir gün onların, alafranga tarz müzikten hoşlandığını öğrenir. Dünyası alaturka plaklarla dolu olan Necil Sabit iyice terler;  kızların adeta şakıyarak anlattıkları  son moda dansları Çarliston, fokstrot, tangoyu  öğrenmek zorunda hissettiği için daha da  çok sıkılır. Bir de  Zerrin’in rakı içenlere iyi gözle bakmadığını öğrenmiş ve rakıyı da bırakmaya karar vermiştir.

‘ Necil Sabit şeklen halen ‘asri’ geçinen ve öyle görünen lakin hissen, ruhan alaturka zevklere bağlı kalmış, Şarkın ezeli mest ve mahmur mayasile yoğrulmuş adamlardandı’

‘ Rakıyı bırakacağım. Sabri Efendi. Yaa… Hasta mısınız Necil Beyciğim? Doktorlar mı menetti? Hayır hasta değilim… Fakat aşıkım’   

Necil Sabit’in aldığı kararlar hem kendisi hem de çevresindeki çıkarcılar için şok edici olmuştur. Kendisi ile uğraşırken bir de etrafını saran menfaatçiler çetesi ile savaşmak zorundadır. İnancı, yavaş yavaş azalmakta, yerini kayıtsızlığa bırakmaktadır.

‘ Rakısızlık fena. Uyuyayamayacağım. Ne yapmalı? Büfede şişe diplerinde kalmış, kazara unutulmuş bir miktar rakı bulunacaktı. Rakı bulamazsa bir şişe konyak vardı, onu açardı. Bir gece rakısızlığa tahammül edemiyorum. Masalarda otuziki dişini birden söktüren aşıklar vardır. Şimdi neredeler acaba? Beni görseler aşka lanet ederler ya!…

‘ Bunların elinden kurtulamayıcak mıyım? Yakamı bırakmıyacaklar mı?

‘ Ah, Zahit  Efendi… İşleri karıştıran sensin sensin ama, öyle sureti haktan görünürsün ki yüzlemeğe ben utanıyorum. Sabri Efendiyi almayıp ta Zahit Efendiyi alsaydım, o zaman da Sabri Efendi işleri karıştıracaktı. Reyhan’ı memnun et, Mihriban müşteki! Mihriban’ı memnun et, Şarika muğber! Şarika’nın yüzüne gülüne, Zoiçe somurtacak! İllallah. ‘

‘ Sanki bunlar yetmiyormuş gibi, yeni yeni dertlerim de var. Kırkından sonra saz çalacağım… Fokstrot biraz biliyorum, Çarleston öğreneceğim. Tango öğreneceğim. Yeni plaklar alacağım. Klasikler, bilmem neler? En fraklı tarafı, rakı içmiyeceğim. Serserilik etmiyeceğim. Yani Necil Sabitlikten istifa edeceğim. Edeceğim ana acaba nasıl bir Necil Sabit olacağım? Yahut nasıl bir Necil Sabit olmalıyım veya olmaklığım icap ediyor?… Sen, ne kadar gayret edersen et, yolunu kesiyorlar yavrum. Bak, serbestçe yürüyebiliyor musun?

Esi göz ağrılarından Mihriban, arkadaşı Fahir Bülent ile konuşmuş, ortalığı birbirine katmıştır. Fahir Bülent başından beri  daha sert davranması için onu uyarmaktadır. Necil Sabit, Madam Anasto’nun pansiyonunda kalan Mihriban’ı yatıştırmak için konuşmaya gider. Madam Anasto ve Mihriban ağzından girip burnundan çıkarlar. On gündür ağzına sürmediği rakıya yeniden başlar.

‘ Yumuşak davranıyorsun, çok yumuşak davranıyorsun. Bunca yıldır bu yadigarlarla düşer kalkarsın, hala mı öğrenemedin? Hala  mı onların ne mal, ne mata olduklarını anlıyamadın? Nezaketten anlamazlar. Laf, mantık onlara vız gelir. ‘

‘ Madam Anasto’nun ikramı, Necil Sabit’in günlerdenberi hasretini çektiği bir ziyafetti. Bu, para ile pulla olmazdı, olmuyordu. Mihriban yavaşça Necil Sabit’e yaklaştı, kolunu boynuna doladı, dudaklarını uzattı…’

‘ Evvelce, kendini vukuatın cereyanına terketmiş, gidiyordu. Necil Sabit’in yerine Zahit Efendi, Fahir Bülent, Mihriban şu, bu hep başkaları düşünüyordu. Şimdi hayatının idaresini kendi eline almıştı. Mazideki hataları düzelteyim derken öyle karıştırmış çığırından çıkatmıştı ki tekrar düzelmesi ümidi, ihtimali kalmamış gibiydi. Bir akıl öğretene ihtiyacı vardı, bunu da Fahir Bülent’ten başkasından bekleyemezdi; ancak, o, yapardı. ‘

‘ Bana söyle bakayım; Zerrin’i seviyor musun? Yoksa işin rengi değişti, Sündüs’e mi tutuldun? Bu huyun da vardır, Zerrin’i ve yahut Sündüs’ü seviyorsun, diyelim. Reyhan’la ne diye barıştın? Mihriban’a ne diye barıştın? Bir gece sarhoş olmuş, Bedriye’nin evine düşmüşsün. Nazlı’yı pek beğenmişsin! Bunlardan, ben, bir şey anlamıyorum! Haydi ben kumar yangınıyım. Fakat senin vaziyetin  benimkinden daha vahim. Geçen gün Eskinazi’den borç aldın. Çalışmıyorsun. Mirasyedi olsan, tembelliğe alışmış bulunsan, affedeceğim. Sen çalışkn ve çalışmanın zevkini tatmış giriştiğin işlerde muvaffak olmuş bir adamsın. Hem çalışma, hem de yeniden masraf kapıları aç. Eskiden bir tek kadınla yaşarken masrafın da ona göre olurdu. Şimdi seksen tarafta bez dokuyorsun. Bu, tecrübe etmediğin bir şekildi. Nihayet, farkında olmadan onu da öğrendin, denesin. Sonra?’

‘ Hayatında, o kadar muhtelif renkte, şekilde, ayrı güzellikte, ayrı çeşnide kadın görmüş ve sevmişti ki; hakiki zevkinin, hakiki zaafının ne olduğuna kendisinin de emniyeti, itimadı kalmamıştı.’

‘ Fedakarlık faslı, daha evlenmeden, hatta tasavvur halinde iken başlıyordu. Evlendikten sonra ne olacaktı? Bir çocuğun, manasız ve çocukça heveslerile, kaprislerile uğraşmak kolay mıydı? Metreslerine kızınca başından atabiliyordu; genç karısını aynı kayıtsızlıkla atmak cesaretini ve hissizliğini gösterebilecek miydi? Kendisine, fenalık edenleri affettiği halde karısını mı affetmiyecekti? Bile bile, kimbilir, nelere tahammül edecekti?’

‘ Zerrin’in anne, babası senin hakkında tahkikat yapacaklardır.  Kim bilir, seni çekemiyen, kıskanan kaç kişi vardır? Her hareketini sui tefsir edecektir. Elinde, su görseler rakı derler! Yanında kız kardeşini görseler, hangi orospudur? derler… Bir hareketini hayra yormazlar. Adın ayyaşa, sefile çıkmıştır. Evde, karısını, çocuğunu aç bırakır, meyhanede sızarlar, kimse ağzını açıp da bir şeycik söylemez. Sen, akşamları bir iki kadeh rakı içersin, söz olur, alemin diline düşersin. Evin eşyalarını çalar, satarlar; analarının babalarının mallarını yerler, kimse sesini çıkarmaz. Sen kazanırsın, yersin; manalı, imalı dedikodu sermayesi olur. Buna sebep ne, biliyor musun? Çünkü sen etrafınla meşgul olmadın. Kimsenin, iyiliğinde, fenalığında, girdisinde, çıktısında değilsin… İşte, senin ve benim, bu kayıtsızlığımızı, bu alakasızlığımızı affetmiyorlar! Dedikodu yapmıyorsun! Demek ki korkulacak, çekinilecek bir adam değilsin… O halde, hücuma, tazihe en müstahak adam da sensin… ‘

Bir özel dedektif titizliği ile çevredeki herkes hakkında bilgi toplayan Zahit Efendiden,  Zerrin hakkında bildiklerini  söylemesini ister. Zerrin’in gezdiği, arkadaşlık ettiği erkekler olduğunu öğrenince  yüreği ıstırapla kaplanır. Fahir Bülent aracılığı ile Zerrin’in  düşüncesini öğrenmek için   Zerrin’le Sündüs’ü konakta  düzenlediği çay partisine davet eder. Zerrin’le konuşmaları Necil Sabit’i endişelere sürüklemiştir.

‘ Zahit Efendi, çok okunmuş bir kitaba göz gezdiriyormuş gibi söylüyordu. Necil Sabit, gözlerini Zahit Efendiye dikmiş, ağzının içine bakıyordu. Çok garip ruhi bir halet geçiriyordu. Zerrin hakkında hem iyi hem de fena şeyler duymak istiyordu. Zerrin, lekesiz olmalıydı, lekesiz olması lazımdı. Yoksa Necil Sabit’in kaçtığı kadınlardan onun ne farkı kalırdı? Fakat Zerrin’de kir, çamur değilse de ufacık benekler olmalıydı. Necil Sabit, bunu, kendi günahlarının kefareti sayıyordu.’

‘ Necil Sabit’te, garip kanaatler, itikatlar vardı. Aile kızı, aile kadını denilince, hiçbir şey bilmez, ağzı süt kokan mahluklar farzediyordu, Halbuki, onlar da ötekilerin bildiklerini biliyorlardı. Bilmemeleri kusur, hayati bir noksandı. Necil Sabit, aşiftelerin arsızlıklarından, hayasızlıklarından o kadar yılmış, gözü korkmuştu ki, aile kızı, aile kadını ile aralarında en küçük bir müşabih nokta görmeğe tahammül edemiyor, titriyordu.’

‘ Bu kızlara nisbeten bizler toyuz. İdeal erkek yokmuş! Yalan mı? Birinin huyu, birinin gevezeliği, berikinin aklı, ötekinin parası çeşit çeşit… Demek ki hoşuna giden tarafları için sevecek ve başka başka sevecek, sonra bunları hayalinde birleştirip ideal erkeği halkedecek… Bizim yadigarlar, bunlardan daha az komplikedir. Necil’in metreslerini filan nasıl biliyor? Zahit Efendiden öğrenmiştir ya.. Bunda, Sabri Efendi ile Şekure Hanımın parmakları olacaktır herhalde. Necilden alaka ile bahsediyor. Necil’i sevmiyorsa bile lakayt ta değil. Necil’in fazla ihtiyatkarlığını beğenmiyor. Saklamasına kızıyor. Çapkın, uçarı bir erkek, nazarında yarı kahraman gibi… Vaziyet Necil’in lehinde, lakin istifade etmesini bilmeli. ‘

‘ Zerrin’ le aşağı yukarı anlaşmış gibiydi. Lakin, bu anlaşma, Necil Sabit’in hülyalarındaki yaldızların çoğunu dökmüştü. Fahir Bülent’in tenbihini tutmuş, o zamana kadar gizlediği maceralardan bir kısmını anlatmıştı. En ziyade hayret ettiği şey Necil Sabit’in kapalı geçtiği noktaları, Zerrin’in açması, ısrarla açması idi. Zerrin’in nazarında büyüdüğünü, kıymetleştiğini hisseden Necil Sabit guru ve seviç duyacağı yerde mahzun olmuştu.

‘ Dünya Fahir’ciğim, daha çok göreceklerimiz, duyacaklarımız var. Bir şeye iman ettim, hayatın hangi yolundan yürüyecek olsak, sırtımıza aynı zahmet, aynı meşakket binecek, yalnız şekil değişiyor.

Zahit Efendinin çay servisine yardım etmesi için getirdiği Polin isimli garson kız oldukça şık ve kıvrakdır.  Çay partisinden sonra Polin biraz nazlansa da  Necil Sabit’in ısrarı ile  köşkte kalmaya ikna olur. Necil Sabit,  Zahit Efendinin bu kadını onu baştan çıkartmak için getirdiğini anlamıştır. Polin’i çok beğenmiş,  kendisi ile zorlu bir sınava girmiştir .

‘ Zahit Efendi bu yosmayı nerden bulmuştu? Zahit Efendinin, Necil Sabit’i en kuvvetli, en ateşli bir zamanında yere vurmağa kalkışması, çok müthiş bir cür’et, ancak kuvvetini, vuracağı darbenin tesirini inceden inceye ölçmüş, emniyetli bir hücumdu. Necil Sabit, kendinden korkuyordu. Ufacık bir hücumla mağlup oluverirse, kabahat, Zahit Efendide, Polin’de mi idi?’

‘ Ahlak mı menfaati, menfaat mi ahlakı sürüklüyordu? Necil Sabit,anlıyamıyordu.’

‘ Necil Sabit, Polin’den gözlerini ayırmıyordu. Sokakta şık bir kadın, serviste emsalsiz bir hizmetçi, mutfakta tam bir ev kadını idi.’ 

Az sonra  Polin’in arkadaşı, Matmazel Tiyano’nun da gelişi ile oyuncular tamamlanmıştır. O gece, rakılı, mezeli, sazlı, sözlü bir alem yaparlar. Necil Sabit Polin’le, Fahir Bülent ile de  Tiyano odalarına kapanırlar.

‘ Kimsenin suçu yok. Bir takım işsizleri beslediğim, onlara baktığım için kabahat bende. Çünkü onları işsizliğe alıştırdım, ahlaklarını bozdum. Bir sürü kahpe aşifteleri affettim, onlar yüz buldular, tabiatile peşimi bırakmadılar. İşte, bu iki kadın bizi zorla mı baştan çıkardılar? Soruyorum, silah mı çektiler? Ne yaptılar? Gevşiyen biziz… Haydi, şimdi koğsana bakayım. Vaziyeti olduğu gibi kabul ediyoruz. Çünkü zayıf insanlarız! Bütün suç benim. Kalbimin suçu! Cezayı da ben çekeceğim!.                     

Yesari, romanında baş kahramanı Necil Sabit, menfaatleri için çevresinde dört dönen tipler, ablası, aşık olduğu iyi aile kızları Zerrin ve Sündüs, yakın arkadaşı Fahir Bülent aracılığı ile insanın karmaşık yapısını anlatmış, derinlikli ruhsal çözümlemeler yapmıştır. Eserinde, cümlelerinin çoğu ‘ özlü söz’ diye nitelendirilebilecek yapıda derin anlamlar taşırlar. İnsanın zayıf taraflarını, zaaflarını mercek altına almış, büyük bir başarı ile tahlil etmiştir. Hiç kimsenin mükemmel olmaması; eserle bütünleşme, gerçek gibi hissetme açısından oldukça önemlidirir. Eserin belki de en güçlü karakteri olan yakın arkadaşı Fahir Bülent’in bile kumara zaafı vardır. Felsefi yanı da olan, gerçekçilik üzerine kurulmuş sorgulayan ve sorgulatan yapısı ile çok farklı bir roman.

Reklamlar

1 thought on “Kalbimin Suçu”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s