Pervin Abla

Roman: Pervin Abla

Yazar: Mahmut Yesari

Yayınevi: İnkilap ve Aka kitabevleri-1966

Özet-Yorum : Şaheser Yılmaz

 

Romanın kahramanları Muzaffer, Nahit, büyük halasının kızı Pervin, üvey teyzesinin küçük kızı Behin beraber büyürler.  Pervin Muzaffer’den küçük olduğu halde ablalık  vasfı üzerinde kalmıştır. Muzaffer bile Pervin’e  abla diye hitap eder.

“Penceremizden Kalamış koyunu gören bir odadayız. Yanımızda üvey teyzemin küçük kızı Behin var. Annesi bir beşiğe doğru eğilmiş tatlı bir sesle bir şeyler fısıldıyor.

–         Anne, bu ne?

–         Küçük kardeşin Pervin.

–         Niçin konuşmuyor?

–         Daha küçük de onun için. senin gibi büyürse , o da konuşur.

–         Nahit’in ablası hem konuşuyor, hem de bizimle oynuyor ama…

–         O, koskoca kız yavrum.

Behin birdenbire ağlamaya başlıyor.

-Anne ben de bir abla isterim. Küçük kardeş istemem..

Herkes gülüyor, üvey teyzem, Behin’i kucağına alarak öpüyor:

-Ağlama yavrum, Pervin’de senin ablan olur. Ona Pervin abla dersin! Olmaz mı?

Daha beşiğinde iken zayıf, cılız omuzlarına layık olmadığı bir yük yüklenilen zavallı Pervin Abla! “                                                                                                                             Sayfa 14

 

 “-Pervin abla! Pervin abla!…

Pervin; küçük vücudu hiddetten titrer, hıçkıra, hıçkıra çimenlerin üzerine uzanır, yatardı. O zaman onu kendi haline bırakır tekrar oyunumuza dalardık.

İçimizden hiçbirimiz, onun tarafını iltizam etmezdik. Bu Çocuğa neden bu kadar zulmederdik? Bunu hala bilmiyorum; halledemiyorum. Sinirlerimize mi dokunurdu? Hayır! Küçük pembe ağzı, minimini elleri, dalgın bakışlı gözleriyle öpüp, okşanacak bir yavru idi. Bize bir fenalık mı ederdi? Hayır! Susayan arkadaşları köşke onu gönderirlerdi. Pervin, su dolu küçük bir testiyi göğsüne bastırarak fes, nefese koşar, getirirdi. Kırılan oyuncaklarımızı o tamir ederdi. Bahçedeki mısırlardan koparıp kuruttuğumuz püskülleri, annelerimizin tütün paketlerinden aşırdığımız sigara kağıtlarına sararak gizli köşelerde sigara gibi içerken, zavallı Pervin abla, helecandan titrer, kendi kabahatli olmadığı halde, bizim azar işitmememiz için, ev halkından biri öksürse hemen bize haber verirdi.”

…….

“Ne garip talih! “Sınıfının en küçüğü iken” Pervin mektepte de “Abla! “ oluvermişti. “                                                                                                                   Sayfa 17

 

Roman yıllar sonra Muzaffer’in Nükhet’i görebilirim umuduyla Pervin’i ziyaretiyle başlar. Sigara içmeyi bile günah olarak kabul eden Pervin ablayı sigara içerken görmek Muzaffer’i çok şaşırtır, buna bir anlam veremez.

Eve dönünce çocukluk arkadaşı Nahit Refik’ten bir mektup alır. Muzaffer, Nahit Refik’ten şöyle bahseder “Hem komşumuz, hem mektep arkadaşımdı. Onun şahsiyeti 3 noktada temerküz etmişti. Teşebbüs, Cüret, sürati karar.”

Nahit Refik ve Muzaffer hukuk okurlar, Muzaffer bir yazıhane  açarken Nahit Refik ticarete atılır ve zengin olarak İstanbul’a döner. Amacı Muzaffer’in çevresinden birisiyle evlenmektir. Muzaffer ise Nükhet’e aşıktır.

“Pervin Abla, daha ne tam genç kızlığa girmiş, ne de daha çocukluktan kurtulmuş; henüz ne çiçek açacağı belli olmayan bir tomurcuk gibi renksiz, donuk çehresi mini mini vücudu ile bu fazla renkli, fazla alımlı, şen, şımarık, ılgın genç kızların yanında, acınarak aralarına alınmış bir ahiretlik sessizliğiyle mütevazi, sakin dolaşıyordu.

Bu altı genç kızın içinde en ziyade nazarı dikkatimi çeken Nükhet olmuştu. Uzun boyu, mağrur göğsü, onu arkadaşlarından ayırıyordu. Zannolurdu ki meçhul bir sanatkar eli senelerce didinmiş, uğraşmış, çalışmış, kusursuz, noksansız bir heykel vücuda getirmiş! Sonra güzel ve iyi şeyleri himaye eden meçhul bir kuvvet bu nefis sanat ruhsuz, cansız kalmasına razı olmamış, ona bir kalp, bir ruh vermiş!…Saçlarının rengini daima  düşünürüm ama ona bir isim veremem. Güneşte altın gibi kızıl bir parıltı ile yanan, gölgede parça, parça kararmış bir sırma zannolunan değişik renkli saç demetine bir tek isim vermek tabiatın lütufkarlığına karşı nankörlük olur. Koyu ela gözlerinde şeffaf bir su damlası gibi parlayan bir ışık var ki- eminim-bir ressam bunu ifade edemez, fırçasını kırar. ”                                                                                                            Sayfa 10

 

Muzaffer Nükhet’in zenginliğe olan zaafını bildiğinden Nahit Refik’ten etkilenmesinden çok korkar. Nahit Refik Şişli’ de aldığı evi göstermek için verdiği partiye Nükheti de  çağırır ve bu parti de kendisine ilgi gösteren Nükhet’e sürekli ters davranır, Muzafferle baş başa kalmaları için her şeyi yapar. Nükhet tüm bunların kendisini Muzaffer’e yaklaştırmak için  Nahit Refik’in oyunu olduğunu anlar ve Muzafferi kendisiyle alay edilmesine sebep olmakla suçlar, onun kendisine karşı olan. duygularını hissettiğini, ancak şimdiye kadar kendisini tanıtmadığı gibi, onu da tanımak istemediğini, onun hülyalı bir aşk peşinde olduğunu söyler. Muzaffer’in Nükhet’le olan konuşmalarını Pervin abla da duymuştur.

Savaş yılları… Muzaffer savaşa giderken, Nahit Refik savaşa gitmek için tereddüt ettiğini öne sürerek muallimler savaştan muaf tutulacağını duyar ve muallim  olmak için başvurur. Muzaffer’e göre bu Nahit Refik’in karını arttırmak için başvurduğu yeni bir yoldur, ilk fikir ayrılıkları başlar.

Muzaffer askere giderken yazıhanesini ve annesini Nahit Refik’e emanet eder ve son bir kez konuşmak için Nükhet’i yazıhanesine davet eder.

Nükhet’in kendisini sevmediğini öğrenince onu Nahit Refik’i sevmekle itham eder, Nükhet bunu kısmi olarak kabul eder. Muzaffer Nükhete olan ilgisini anlatmak için onun bileklerinden zorla yakalayınca, iğrenç olmakla ve terbiyesinin nezaketinin sahte olmasıyla suçlanır, … Nükhet Muzaffer’e şöyle der. “Sizi hiç sevmemiştim, fakat şimdiden sonra bunun imkan, ihtimali kalmadı.”

Muzafferi askere gideceği gün vapur iskelesine Nahit Refik götürür. Muzaffer kendisini çok yalnız hisseder. ”Demek ki hayatımda kimseyi memnun edememiş, sevdirmemişim” diye düşünür.

Vapur iskelesinde arkadaşı  kendilerini uzaktan gözleyen yüzü peçeli, ince, narin kıza dikkatini çekince, Muzaffer dürbünü alıp o kızı incelemeye başlar. Peçesini kaldıran kızı gözlerken dürbün elinden düşer, sadece şöyle diyebilir; “Pervin… Pervin abla!

Çanakkale Savaşı, Anafartalar… Muzaffer yalnızdır.

Binbaşısını kaybettiği babası kadar sever.

(…) Harp, insanları birbirine yakınlaştırıyor…. Tehlike karşısında kalbler; gurur, nuhvet kirlerinden yıkanıyor,garazsız,riyasız, bir tek maksat uğrunda, mevkie, rütbeye ehemmiyet bile vermeyerek omuz,omuza ateşe ölüme atlıyorlar…

Binbaşının sözleri, hali; ruhumda bir mucize yaratmıştı. Ben, buraya bir emirle gelmiştim,fikren,Ruhan müstakildim, sevkedilen yalnız vücudum, maddiyetimde…Fakat vatanın ateş altında, ölüm tehlikeleri geçirdiğini görünce fikrimdeki, ruhumdaki istiklali kaybettim. Çünkü burada, vatan doğrudan doğruya emrediyordu. Ben, bu emre boyun eğdim…

Bir anneye, evladını ne zaman daha çok sevdiğini sordukları zaman; hasta olduğu vakit demiş… Vatan; Ateş, kan için de yüzerken, ben de onu işte o zaman daha çok sevdim, ona daha candan yürekten bağlandım.”

Romanın Çanakkale savaşıyla ilgili bölümleri kendisi de Çanakkale’de savaşmış yazarın çok güzel betimlemeleriyle dolu.

“(…) şarapnel yağmuru geceye kadar devam etti. Güneş tepelerin arkasına gizlenince toplar sustu. Ovalar hala askerlerle dolu… Keskin parıltılı yıldızların altında korkulu bir sükun var… Şehirlerde uyuyan geceler burada, faaliyeti düşmandan gizlemek için inen siyah, esrarengiz perdelere benziyor…

Güneş; gündüzleri, kıvılcımlı gözleriyle bakıyor. Geceler; pullu, siyah bir tüle bürünerek ölüm perileri gibi, sessiz, sessiz ufukları dolaşıyor.”                                                                                                             Sayfa 93,94

 

“Pervin acaba hiç sevilmeyecek, arzu edilmeyecek bir kız mı? Belki Nükten’ten daha nazik, daha  ince, daha hisli… Fakat ben onu sevemiyorum, alakadar olamıyorum…

Sevilmemek azabına, bir de sevilmiş olmak istihzası karıştı!.. Acaba ben, sevilmediğim için mi sevmiyorum, yoksa sevmediğim için mi seviliyorum?..

Ne olur Pervin abla beni hiç sevmemiş, bana ehemmiyet vermemiş olsaydı?.. O zaman sırtımdaki azap yükü belki daha hafif olurdu…
Sayfa 95

 

Muzaffer savaşın en acımasız yüzüyle karşı karşıyayken Nahit Refik’ten mektup gelir, Ne Nüket’le, ne Pervin’le Behin’le evlenmeye karar verdiğini yazar, şöyle devam eder. “Behin; ne fazla serbest, ne fazla mağrur, alelade bir kız.. Aynı zamanda pek fazla güzel de değil… Bilhassa işaret ettiğim bu, pek fazla güzellik, öteden beri beni korkutur Muzaffer… Güzel kadınların tenkide, itiraza tahammül edemeyen asi gururları vardır.Onları memnun edebilmek için insan, ekseriye kendi hakimiyetinden, bazen de izzeti nefsinden, haysiyetinden fedakarlık etmek mecburiyetinde kalır… Bu benim hiç işime gelmez!

Behin gibilerini bulunduğu kabın şeklini alan maddelere benzetirim… Biraz refah, servet, böylelerine ziynetli bir güzellik ilave eder. Bu benim hakkım! Diyemez, mevkiini hak etmeye çalışır…”
Sayfa 96

 

Ben; burada ne yapıyorum? Ne haldeyim?..O, kimsenin umurunda bile değil..Sevişiyorlar, evleniyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar!

Halbuki kışın muhaberenin ne olduğunu bilseler… Bu gece, bu felaketi, kalbimi yırtan bütün acılığı ile hissettim, gözlerimle gördüm.

Çadırları, su fıçılarını, ecza sandıklarını, cephane arabalarını sürükleyen müthiş, yoluna ne rast gelirse, ağaç, taş, duvar, hepsini yıkarak yuvarlayarak, önüne katıp sürükleyen, korkunç seller aktı.(…)

Siperlere, İngilizler değil, sular hücum etti. Güllerin tıkayamadığı nefesleri, kurşunların parçalayamadığı göğüsleri sular boğdu, parçaladı, susturdu.

Düşman, bize nazaran daha fazla sathı mailde olduğu için daha fazla telefat verdi. Bu, sanki aylardan beri birbirlerinin yakalarına sarılıp gözlerini oyarak boğazlaşan inanlara karşı tabiatın isyanıydı. (…)”
Sayfa 108

 

Muzaffer’in savaş meydanında arkadaşları olur, nargile uzmanı İhsan efendi, ondan şöyle bahseder “Bu zevki yekrenk adam: Sırasına göre sükut etmeyi bilen, tabiatın çok fazla müsamaha ile yarattığı nadir insanlardan biriydi diye O; söz söylerken karşısındakinin dinlememeğe başladığını hissedince sesini yavaşlatıyor ve sesi bir aksi sada gibi sönüp susuveriyordu. Kalbinde, hayata karşı ne bir ihtiras, ne bir hased, ne bir esef vardı. Bazı insanların zengin,  bazılarının fakir olması, güzellik ve çirkinlik gibi tabi görünüyordu.”
Sayfa 124

 

Askerlerin postasını  getiren araba saldırıya uğrar arabayı korumaya çalışan, Zühtü çavuş orada şehit olur.  Muzaffer o postadan çıkan kendi mektubunu eline alır, “Kuruyunca kararan parça, parça kan lekeleriyle üzerindeki yazılar büsbütün okunmaz hale gelmiş kalın parşömen zarfı açtım!..”. Nahit Refik’ tan gelen mektupta işleri için Viyana’ya Berlin’e gideceğinden, yapacağı düğünden, evine alacağı eşyaların lüksünden bahsetmesi Muzaffer’i iyice sinirlendirir.

“Nahit Refik’in mektubunu parçalamak, didiklemek, ayaklarımla ezmek, çiğnemek istiyordum; mektuba tırnaklarımı geçirirken; Zavallı Zühtü Çavuş’un kanı, temiz, asil bir şehit kanı parmaklarımı gevşetiyordu. Kağıdı avucumun için de yavaş, yavaş, ufak ufak yırttım avucumu açınca sert bir akşam rüzgarı onları bir hamlede dağıttı ve bu kağıt parçaları, beyaz kelebekler gibi, yahnici dere gerisindeki küçük şehitliğe doğru uçup, havalandılar…”                                                                                                            Sayfa 141

“Ve bir gün birdenbire top sesleri durur, “Karanlık ufukların esrarını delmek ister gibi gözlerimizi kırpmadan etrafımıza bakıyorduk…” Düşman,  çekilir, “ Toprak baruttan  o kadar karamıştı ki yürüdüğümüz yerler taş mı, funda mı, toprak mı, çakıl mı hiç fark olunmuyor… İki siper ortasında toplanıp gömülmemiş cesetlerden tahammül olunmaz bir leş kokusu dağılıyor…”

Yollara, saçılmış, dökülmüş milyonlarca liralık erzak, eşya kıymetsiz muzahrafat gibi sürünüyordu.”
Sayfa 143

Çanakkale savaşının tüm acımasızlığı; Sayfa 144

Muzaffer İstanbul’a izinli döner. Ama  Behin’in onunla saygısızca konuşması, Nahit Refik’ in görüşmek için yazıhanesine çağırması Muzaffer’i daha da kızdırır. Onunla yazıhanesinde “böyle yapmak senin hakkın! Çünkü senin nimetin daha kursağımızda erimedi” diye konuşur, ama ummadığı bir şekilde Nahit Refik’i çok üzer.

İzinli olarak geldiği  İstanbul’da bir emirle  sürekli olarak  kalacağını duyunca çok şaşırır. Onu tanıdıklarını kullanmakla itham etseler de böyle bir girişimi olmamıştır.

Askerden döndükten sonra onu asker kıyafetleriyle gören ve daha olgun bulan Nükhet’in Muzaffere karşı tavrı değişmiştir, Pervinle evlerine geldikleri zaman Muzaffer kendisini ikisini karşılaştırırken yakalar. Ama yine Nükhetle yalnız kaldıkları zaman Nükhet Muzafferi kırar bu sırada odaya giren Pervin abla Muzafferi teselli etmeye kalkınca birden Pervinin aşkı Muzaffere çok yakın gelir ve onu öpmek isterken Nükhet’e yakalanır. Nükhet onu sevmediğini söyleyerek tecrübe ettiğini, ama daha arkasını dönmeden onu başka birisini bulmakla suçlar. Şöyle der: Darılmayın ama Muzaffer bey, siz cidden acınacak bir zavallısınız.

Muzaffer Pervin ablaya karşı cesaret verdiği için sorumluluk duysa da Pervin abla bunun bir merhamet sevgisi olduğunu anlar ve onun aslında Nükheti sevdiğini eğer şimdi kendisini tercih ederse ömür boyu tam saadete kavuşacağı anda kendisine engel olduğu için bir süre sonra ondan nefret edeceğini, onu ağabey gibi sevdiğini belki de başından beri bunu yapması gerektiğini söyleyerek metanetli bir şekilde yanından  ayrılır.

Muzaffer derhal Nükhette mektup yazar ve Pervin’i hiç sevmedim, sevemedim! der Nükhet Muzafferin ona olan sevgisinin hayali bir sevgi olduğunu kendisinin gerçek bir sevgi istediğini söyler ama mektubunun sonu yine belirsizdir.

Nükhet istemek için annesini gönderir, annesi Nükhete’ e karşı her zaman ihtiyatlı durduğu halde oğlunu kıramaz.

Pervin ablanın arkadaşı Seza ( Harp zenginini kızı) Bir şekilde Muzafferle görüşür ve Pervin’in o günkü konuşmadan sonra çok ağladığını anlatır.

Muzaffer yine Pervin’e acımaya başlamıştır. Tam işler yoluna girmişken Pervine karşı duyduğu acıma duygusunu Nükhet’le aralarına girmesinden dolayı Pervin’den ondan haber getiren Seza’dan nefret eder.

Yeniden  Pervin’e mektup yazar, onunla alakadar olmayı görevi olarak görür

Pervin yazdığı mektupta Nükhetin onu ziyaret ederken bir mektup bıraktığından bahseder, bu mektup Muzafferin Nükhete yazdığı ve Pervin’i hiç sevmedim, sevemedim! dediği mektuptur. Pervin şöyle yazar; “mektup bana ait olmadığı, beni alakadar etmediği için size gönderiyorum. Zannederim o mektup, verebileceğim, en uzun, en mufassal bir cevaptan daha beliğ, daha kuvvetli değil mi? “
Sayfa 223

Muzaffer için artık Nükhetle aralarında engel kalmamıştır. Ancak Bir gün Seza Muzafferin yanına gelir ve  harp zengini babasının piyasa da tutunmak için kendisini Nahit Refik’in ortağı Muzaffer İrfan bey ile evlendirmek istediğini söyler ağlaya, ağlaya Muzaffer’den yardım ister. Muzaffer kızın haline dayanamaz ve görüşmemelerine rağmen Pervin’i kendi selamıyla Nahit Refik’e gönderir sonra Halit Refik’in Muzafferin selamın duyunca bu işi hemen halletmesi Muzafferi çok şaşırtır.

Ancak yeni bir sorun vardır. Halit Refik paranın Behin’i şımartmasından bıkmıştır, ondan boşanmak istemektedir. Behin Muzafferle görüşür ve Pervin ile Nahit Refik’in arkasından iş çevirdiklerinden bahseder. Halit Refik Seza’yı  Muzaffer İrfan beyin elinden kurtarmıştır ama amacı Muzaffer İrfan’la Nükheti evlendirmek çok sevdiği Pervinle de Muzaffer’in arasını yapmaktır. Muzafferin dünya başına yıkılmıştır arkasından dönen oyunları anlamaya çalışır. Nükhet’le konuşmaya gider ama onun  evini ilk defa gördüğünde, kendi evini küçümseyerek süzen Nükhet’in evinin zevksizliği Muzaffere  hayal kırıklığı yaşatır.

Nükhet olayı inkar etmez ama o Halit Refik’in onu Muzaffer İrfan beye yakınlaştırmaya çalışmasına çok kızmıştır, bunları anlatırken sesi hareketleri Muzaffere çok yabancı gelir. Birden Muzaffer her şeyi anlar; daha önce Halit Refik Nükhet’i Muzaffer yaklaştırırken Nükhetin kaçması, ondan uzaklaştırmak istedikçe de Nükhetin yaklaşması, Nükhet’in Halit Refik’in oyuncağı olmak istemesinden başka bir şey değildir.

Muzafferin annesi Pervinden mektup almıştır. Pervin mektubunda büyük annesinin çok hasta olduğundan, evde kimse olmadığından bahsederek yardım istemektedir. Annesi hasta olduğu için Muzaffer gider köşke. Büyük anne çok hastadır.

“Yüzlerce, binlerce ölülerin kalbime veremediği yeis yorgunluğu acaba neden bu hasta odasında, bir baykuş şeametiyle omuzlarıma çökmüştü? Acaba ölümün meraretini, muhitin şekli mi veriyor?.. Yoksa bu ıstırabı veren, ölümün her dakika yaklaştığını gözleriyle takip etmek ve böylece damla, damla zehirlenmek mi?

Pervin Büyük büyük annesini onun bir isteğini eksik etmemek için varını yoğunu sattığından, o hasta olunca da aynısını kendisinin yaptığından bahseder.

En son gerdanlık kalmıştır. Pervin tereddüt içindedir. Büyük annesi  “Bunu mecbur kalmadıkça satma… Allah kısmet eder de mürüvvetini görürsem, kendi elimle takacağım! Görmek nasip olmazsa, beyin taksın! İkiniz de bir dakikacık beni hatırlarsınız” demiştir. O akşam Muzaffer başında iken büyük anne vefat eder.

Nahit Refik ziyarete gelir. Her şey ortaya çıkar. Para, Nahit Refik’in hayatındaki her şeyi mahvetmiştir, Behin bile şımarmış, başka erkeklerle bile yakınlaşmıştır. Nahit Refik Nükhet’in paraya olan zaafını bildiği için aynı yıkımla Muzaffer’in de karşılaşmasını istememiştir. Muzafferi İstanbul’ da kalmasını sağlayan güçlü adam da kendisidir.

  ***

-Pervin kaç gündür sana söylemeyi unuttum. Gece halamın başucunda beklerken bir ara gözlerini açtı.

-Ne diyorsunuz?

-Evet… Beni tanıdı, hem de ne söyledi biliyor musun?

Pervin; Konsola dayanmış, hayreti ziyadeleşerek bakıyordu:

-Sizinle konuştu mu?

-Pervin’e verdiğim gerdanlığı, onun boynuna sen, kendi elinle takacaksın, Muzaffer dedi.

                                                            ***

Reklamlar

1 thought on “Pervin Abla”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s