Su Sinekleri – 1932

Roman: Su Sinekleri

Yazar: Mahmut Yesari

Basım : Toker yayınları, 1975, 2. basım

Özet : Emine Kaygan

Nuran,  Fatma,  Ayfer.  Dürdane, Sabbek, onbeşle onsekiz arasında kızlardır Ayrı mekteplere gittikleri, nisbeten ayrı semtlerde oturdukları halde, sinema hastalığı onları, birbirine dert ortağı etmiştir..

Yıl sonunda, son sınıf imtihan numaralarının okunacağı gün, evde annesi Nebiye hanımla, ninesi Ruhsar hanım, Sabbek’i çok merak ederler. Okulunu bitirip, öğretmen olmasını beklemektedirler. İyi günleri olmuştur ama en kötülerini de tanımışlardır. Nebiye Hanım genç yaşında dul kalmış, evladını düşünerek evlenmemiştir, kızlarını yetiştirmişlerdi. Ruhsar hanım, ‘Bütün endişem, kendisine, üç, beş ne ise bir cep harçlığı çıksın,  kazandığını bir yere atar, kendine çeyiz düzer. Bizim varımız, gelirimiz ortada… Bugüne kadar gelirimizi belli etmemeye çalıştık.’ der. Nebiye hanım; ‘babacığı sağ olsaydı, okulunu bitirmiş bitirmemiş umurumuzda olur muydu? Kaydetmezdik bile’  der.  Kızları, Ali paşaların Nuran’la başbaşa vererek, geceyi gündüze katarak çalışmıştır.. Sonuçtan emindirler.

Ruhsar Hanımla Nebiye hanım  ‘-Çocuğumuza sıkıntımızı belli etmedik!’ demekle şefkatlerini anlatmak isterlerken; bunun Sabbek üzerinde tamamen zıt bir etki yaptığını bilmiyorlardır.

Nuran’ın hastalık dolayısıyla, üç ayı doldurmadığı için imtihana kabul edilmediğini,  Sabbek’in  ise iki dersten bütünlemeye kaldığını  öğrenirler. Sabbek,  onların ağız açmalarına vakit bırakmadan bir ağlama tutturmuş, üzerine fenalıklar gelmiş, sinirleri boşalmış, anneannesinin eter şişesini kaptığı gibi mendiline boça etmiş,  ortalık sütliman olmuştur. Eve nasıl fırtına gibi girdi ide, gene öyle fırtına gibi kapıyı çekip, kendini bekleyen arkadaşlarının yanına, Nuray’ın evine gelmiştir. Kızlar, sinemadan, artistlerden  konuşmaktadırlar:

Sabbek’in de bir sürprizi vardır :

-‘Anna Karenin’ de ‘John Gilbert’le ‘Greata Garbo’nun bir arada çekilmiş serisi vardı, onu ele geçirdim!

Nuran,  Fatma,  Dürdane,  Ayfer; tam  merkezlerine ok isabet etmiş yaralı nişan levhaları gibi cansız, hareketsiz duruyorlardır. Sabbek, vurduğu hedefleri gözden geçiren bir nişancı onbaşısı gururu ile arkadaşlarına ayrı ayrı bakıpı, çantasından bir kartpostal çıkarır:

-İşte!

Dört genç kız, değme sinema artistlerini, hasetlerinden ağlatacak dramatik bir heyecanla bağırırlar:

-Şekerim, Con Cilbert!

-Cicim..Ninem!

-Greto Garbo, canımın içi…

-Yavrucuğum, annem benim!

-Aşkım, hayatım!

Sabbek, kah sağ dizini kırıp sol topuğunun üzerinde dönerek, kah sol bacağını gerip sağ ayağını çalpara gibi halının üzerine vurarak anlatır:

-…Gördün mü belayı şimdi? Mahmure ile insan ne konuşur?  ‘Semalar Hakimi’ nde oynayan kız, ‘Metropolis’teki kız değil mi? diye sormaz mı?…Şaştım, şaştım, şaştım!.

Dürdane, Nuran, Fatma, Ayfer; hayret ve esefle inlerler:

-‘Birigit Helm’ le ‘Clara Bove’u ayırt edemiyor!

Kızlar, omuz omuza vermiş, birbirlerine sokularak kartpostal albümlerine bakmaya başlarlar, Nuran, aşık keremin küllerini saçıyle süpürürken tutuşan Aslı gibi, gözler, alevli, içi taa can evinden yanarak:

-Ah! eder.. Valantino’ya bakmıyor muyum, yüreğim sızlıyor… ne genç öldü yavrucak!

Fatma, yeni açılan yaprağa bakar bakmaz bir  çığlık koparır,  hemen iğilip dudaklarına kondurur:

-Ruhum canım ‘Ramon Novarra’…

Fatma, sabbeğin omuzuna dokunur:

-Sabiş, senin Con Cilbert’e geldik.

-‘Con Cilbert’i dünya gözüyle görmeden Allah canımı almasın…

Nebiye hanım, üç aydan üç aya maaş almaktadır. Üç ayın sonunu  zor getirmektedirler. Sigara almak için, bozdurulmasına kıyılamayan, ölümlük, dirimlik tek lirayı arar, bulamazlar. Yeni oyun gösterimi için Sabbek alıp, doğru sinemaya gitmiştir.

Sinemada Nuran’ın ‘Valentino’sunun arkadaşı Turhan Tahir Bey’le karşılaşırlar. Turhan Tahir Bey kulisten yüzünün boyasını silmeden sokağa fırlamış acemi figüranlara benzeyen, ‘asri’ geçlerden biridir. Bu yaz, arkadaşlarıyla, Bostancı’daki köşklerinin önündeki nefis plajın yanındaki koruda bir kamp kurmayı tasarladıklarını anlatır. Kızların derin ilgisini görünce onları da davet eder. Sinemadan çıkarken, Sabbek gelecek proğram afişindeki hayranı olduğu ‘Jon Jilbert’in resmini gizlice alır. Ancak sinemada çalışan Sabbek’in komşusu Aziz görmüştür resmi aldığını.

Sabbek, bazen düşünüyordur, ‘Bir ev ne ile döner? Ev kirası, yemek masrafı,,üst  baş bunlar, üç aydan  üç aya alınan aylıkla olamazdı. babasının sağlığında, yeni eski epey malları vardı. Onlar satıldıktan sonra ne ile geçiniyorlardı? Saklanan bir gelir vardı ki aç kalmıyorlardı’  Nuran’ın ciciannesi loca tuttuğundan, bir lirası ona kalmıştı. Nuray’ın dolabında gördüğü çoraptan alır.

‘Çay’lar başlyacaktır.  Yeni giysilere ihtiyaç vardır. Sabbek, anneannesine yakınır.  Ruhsar Hanım, Emniyet sandığına rehin bırakılan altın tabak ile kibritliğin, maaş çüzdanı kırdırılarak satılmasına karar verir.

Dürdane,  hazımsızlık kurbanı şımarıklardandır. Kendi nefsine karşı bile samimi değildir…. Annesi ile babası, Dürdane’nin orta halli, nisbeten fakir aile kızları  ile arkadaşlık etmesine ses çıkarmıyorlardır, Çünkü bu gururlarını okşuyor, geçmişin yaraladığı hasta benliklerinde iyileşme umuyorlardır .Sonradan görmelerde bir şey almak, yapmak para harcamak, ruhsal olduğu kadar, bedensel bir hastalık halindedir de. Evleri bedesten dolaplarına benzer: Çocuklarını da evlerinin eşyalarına benzetirler; eğitimleri, babalarının, analarının inançları, görenekleri gibi renk renktir, birbirini tutmaz.

Nezahat Hanım,  güzel  kadındır, genç kadın değildir. Sıkı bir mahrumiyet altında, kapalı geçen gençliğin ateşi, onu, son baharında yakalamıştır. Geceleri ana kız bir yatakta koyun koyuna yatarlardı. Fakat Nezahet Hanım, süt hala, süt teyze gibi akrabalarda bir kaç gece misafirlikten döndüğü günlerde, kızını yanında yatırmaz… Bu zamanlar da Fatma da annesi ile yatmak istemez. Çünkü böyle günlerde genç kız, annesinin vücudunda  garip, yabancı, hatta bazen  içki kokusuna benzer kokular duyar, tiksinir gibi içi ve genzi yanar.

Ayfer, annesinden izin alacağını güvenle söylemekte haklıdır. Cevriye hanımın kocası ile uğraşmaktan kızını düşünmeye vakti olmuyordur. Fazıl Bey, karısından yedi sekiz yaş küçüktür. Babasından kalan bir kaç parça ev ve arsayı kumar fişine değiştirerek  bitirdikten sonra aç ve çıplak kalmıştır. Cevriye hanım, eski komşularıdır. Cevriye Hanım, kocasının üzerine titriyor, onu kaybetmemek, elinden kaçırmamak için çırpınıyordur. Bu ana ile babanın, yalnız kendi hislerinin, menfaatlerinin, zevklerinin, planlarının ve hislerinin birleştiği  temas ettiği noktalarda, Ayfer’ ihtiyaçları oluyordur…  Ayfer, kendi keyfinde, istediğinden daha serbest, rahat yaşıyor, hayatından hiç şikayet etmiyordur..

VamıkBehçet,  Ekrem Besim, Hüsrev Hakkı, Naim Naci, yüzlerini, Allah’ın yarattığı şekli beğenmeyip, kabul etmeyip, sinema kapılarını süsleyen artist fotoğraflarına benzetmeye çalışan ve kısmen de başaran, genel harp senelerinde süpürge tohumu ekmeği ilee ilikleri kuruyan çocuklardır. Turhan Tahir,  Duğlas’a benzemeye uğraşıyordu. Vamık Behçet,  İvan Petroviç;  Ekrem Besim,  Ramon Novarro;  Naim Naci, Con Cilbert; Hüsrev Hakkı da Valantino dur.. Fakat bu özeniş, benzeyiş, benzetiş; kendi  hayallerinin doğurduğu bir kuruntudan başka bir şey değildir.

Kamp heyecanı başlamıştır. Kızlar hoşlandıkları beylerin kampa gelip gelmeyeceklerini çeşitli planlarla öğrendikten sonra, yine  kendilerine özgü yöntemlerle izinleri koparmışlardır. Fatma’nın annesi Nezahat Hanım da gelecektir kampa. Diğer yanda beyler de kamp hazırlığındadırlar:

-Kızlar, nasıl güzelce mi bari?

Haldun nedret , dudaklarını ısırarak bakar:

-Ayıp monşer!… teessüf ederim.

Kamp başlar. ‘Kamp’ın çevresindeki meraklılar, gittikçe çoğalır.  ‘Kamp’takilerin mi, seyircilerin mi eğlendikleri, hangi tarafa eğlence çıktığı belirsizdir. Yalnız  ‘kamp’takilerin biraz neşeleri kaçmıştır, ilk hız geçmiş, yerine zoraki tebessümlerin güç gizleyebildiği bir sıkılganlık gelmiştir.

İçlerinde Fati’den, Dora’dan mes’udu  yoktur. Onların bahtı açık çıkmıştır. Zavallı Ayfer’in yüzünün çilleri bile sararmıştır. Kampta gruplaşmalar oluşmuştur. Nezahat Hanım, kızının arkadaşlarına karşı, eski anne  tavrını atmış, hemen hemen yaşıt, akran, bir abla halini almıştır. Sabiş,  Nezo’yu sevmez. .Nora Hüseyin Hakkı’yı anlıyamamaktadır.  Dürdane, kendisi ile meşgul olduğu için, muhitini değiştirmiş sayılamaz. .Nezo, ‘Tavşana kaç, tazıya tut’ politikasıyla, Sabbek ve Dürdane’yle istediği gibi oynama planındadır..

Sabbek,  Nuran,  Ayfer ümitsiz ve üzgündürler. ‘Kamp’ta ruhlarına, aslını kendilerinin de keşfedemediği bir bezginlik çökmüştür. Bununla mı karşılaşacaklardı? Aradıkları, özledikleri, içlerinin titrediği renkler, kokular, şekiller bunlar mı idi? Valantino,  Con Jilbert, İvan Petroviç daima rast geldikleri basit insanlardan mı idi?  Kaç gündür bir aradalar, hep aynı belirli konular konuşuluyordu..Hayatları, ‘söz’e değil, ‘Jest’e bağlıydı. Sinemadan aldıkları ders, zaten devam etmedikleri okul terbiyesinden çok  kuvvetli idi. Nuran, Hüsrev Hakkı’nın ve Naim Naci’nin kokain çektiğini öğrenir. Naim Naci nin Sabbek’e gizlice kokain içirdiğini anlar. Ayfer daha fazla dayanamayıp, kampı terkeder.

Sabbek ve Nuran, hoşlandıkları beylerin başkalarıyla birlikte olduklarını öğrenince, harap, perişan olurlar, ‘intihar edeceğiz, bu en asil intikamımız olacak’ derler. Ailelerine aynı mektubu ayrı ayrı imzalarlar, kamptakilere de müştereken  bir not yazar bırakırlar. Sabbek Nezo’nun eşine de bir mektup yazmayı ihmal etmemiştir. Kokain çekerler.

-Nora, nasıl intihar edeceğiz, biliyor musun? Buradan usulca çıkarız, iskelenin yanı, buradan daha az sığdır. Seninle arkadaşlığımız sonsuz olacak, deniz bile bizi ayırmasın, kollarımızı birbirine bağlarız..

-Enfes Sabiş!  bu daha efsanevi…

Adeta meşhur olacağız Nora!

-Bu bizim hakkımız. Hayatımız,  gençliğimiz pahasına kazandığımız bir hak..

-Dora bunu da çekemez, kıskanır!

-Kıskansın… çıldırsın… ölsün…

-Bizi denizden çıkaracaklar, o zaman tabutlarımız yan yana gitsin, bizi yan yana gömsünler mektuplarımıza bunu ekleyelim.

-‘Çiçek.. çiçek… çiçek isteriz’

-Nora! sarı, mavi, kırmızı kurdeleler sarılı iki tabut… Önünde sıra sıra, öbek öbek çiçekler. çelenkler…

-Hele yanyana gidişi, ne müthiş bir etki bırakacak!

-Ne o? ağlıyormusun, Nora?

-Kendi ölümüme ağlıyorum Sabiş! ne tuhaf..

Ruhsar hanım, her zamanki gibi, ilkinde bakmayıp, ikinci incelemede baktığı cinayet, polisiye vs haberler köşesinde ‘intihar salgını’ başlığı altında, ve Sabbek, Nuran adlarını görür, kalp krizi geçirir, olduğu yere yığılır.

Balıkçılar tarafından kurtarıldıktan sonra, Nuran, çifte zatürre olmuş, mutlak bir  ölümden dönmüş, hala iyileşmeye çalışmaktadır. Doktorun kardeşiyle evlenme hazırlığı yapmaktadır. Sabbek Aziz’le evlenmiştir. Bu, başı kenarları oyalı yemenili, elleri toz içinde, eteği belinde kadının eski Sabbek’le pek alakası yoktur. Nuran’ın ziyaretine gitmiş, doktorlar var diye odaya alınmamış, gücenmiştir. Nabi efendi bir mektup almış, karısını boşamıştır. Fatma, Dora’nın babası Kamil Bey’in metresi olmuştur. Nezo fırsatı kaçırmamıştır.

‘Bir bahar sabahında doğan su sinekleri, o bahar akşamında öldüler ve ancak bir bahar güneşi gördüler…’.

3 thoughts on “Su Sinekleri – 1932”

  1. Tuba Öngün said:

    Mahmut Yesari’nin Su Sinekleri’nin genel konusunu önceden biliyordum. Çok daha trajik bir roman bekliyordum aslında (Yaprak Dökümü gibi). Ama Su Sinekleri, trajik çerçeveli bir olayı, mizah yüklü bir anlatımla aktarmış. Mahmut Yesari’nin kolayca akan hafif mizahı, yazarın farklı boyutları konusunda beni bir kez daha şaşırttı. Özellikle romanın ilk yarısı, bir komedi filminin, ya da oyunun senaryosu gibi. Tüm romanda diyaloglar üzerinden ilerleyen, canlı bir anlatım var. Zaten sinema, hem sembolik hem de gerçek anlamda romanın ana temalarından.

    Dönüşen, sarsılan, kapalı bir toplumda bir başkası olmak arzusu, ergenlik ve ilk gençliğin bir başkası olmak arzusuyla kesişiyor romanda. Bu yüzden de Mahmut Yesari, bu yaş grubunu kaba bir gençlik eleştirisi yapmak için değil, toplumun hastalıklı yüzünün en iyi aynası olarak, bir bilim adamı seçiciliğiyle ele almış gibi. Karakterlerin yaşları büyük olsaydı, mizah çok daha kaba olacak, beş baş karakter fazla itici hale gelecekti belki. Yesari, genç baş karakterlerine nefretle yaklaşmıyor, ama fazla şefkat gösterip, masum kurbanlar haline de getirmiyor onları (masum olmayan kurbanlar).

    Aslında Yesari, genç kızlardan oluşan bir arkadaş grubunun dinamiklerine nasıl bu kadar hakim olabilmiş, onu da anlayamıyorum. Hayatın en basit anlarında, en basit konuşmalarla, kısa düşüncelerle aktarılan bu dinamik, Yesari’nin üsluptaki mütevaziliğin içine yedirdiği zekasını, müthiş gözlem gücünü, her şeyden çok da sabrını kanıtlıyor.

    Sabra gelmişken, kamp bölümlerinin sonlarına doğru biraz bizim “Survivor” televizyon şovlarını izliyormuşum duygusuna da kapılmadım değil. Kimbilir, belki de yazarın çalışkan sabrını kıskandığımdandır :), bu bölüm bir parça fazla uzamış, fazla detaylanmış gibi hissettim. Acaba tefrika olmaktan kaynaklanan bir ekonomi eksikliği olabilir mi?

    Benim mizahla ilgili şöyle bir gözlemim var: mizahı başarılı kılan şey, okuyucu bakışına yakın bir bakışın konuya dahil edilmesi. Herkesin mizah unsuru olduğu bir konu, havada kalıyor ve boğuluyor. Su Sinekleri’nin açılışını yapan Sabbek’in annesi Nebiye ve anneannesi Ruhsar da işte bu bakış işlevini görerek romanın direğini oluşturuyorlar.
    Herkesin kötü, aptal kötü, ya da sadece aptal olduğu bu farsta, en büyük kusurları zayıflıkları olan bu iki karakter, okuyucu için romanın cangılında nereye gittiği bilinmese de bir tür patika işlevi görüyor. Roman ilerledikçe dönüşenler (ör. Ayfer) ve yan karakterler (ör. Beyhan) de, gerçeklik için diğer dayanak noktaları.

    Mizahla trajedinin yan yana gelişi, ne sinemada ne de edebiyatta nadir değil. Nadir olan, bunu, mizahı trajedinin çerçevesinden çıkmadan yapmak, trajediyiyse, mizahla gevşeyen duyguları kolayca manipüle etmek için kullanmamak… (Aslında bunun özeti yazar mütevaziliğidir belki) Su Sinekleri edebiyatımızda bunun iyi bir örneği mi acaba? Bir yandan böyle olduğunu düşünürken, bu mütevazilik romanda biraz tutkusuzluğa mı varmış diye de ufak bir soru işareti var aklımda. Kararsızım. Sizin yorumlarınızı da merakla bekliyorum 🙂

  2. Sevgili Tubacığım, ben Mahmud Yesari ile ilgili değil ama seninle ilgili bir yorum yapmak istedim burada, çünkü nasılsa sen bunu en iyi biçimde gerçekleştiriyorsun, gerçekleştirmişsin…Algılamana, yorumlamana, anlatımına hayran olmamak elde değil…Çok detaylı bir inceleme yapmış ve bunu şahane bir üslupla dile getirmişsin…Su Sineklerini henüz okumadım ama senin sayende daha değişik bir gözle okuyacağım kesin…Gönlüne, diline, kalemine sağlık…En kısa zamanda senin de romanlarını okuyacağımızı ümit ediyor hatta diliyorum…Sevgi ile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s