Tipi Dindi

Roman: Tipi Dindi

Yazar: Mahmut Yesari

Yayınevi : Matbaacılık ve Neşriyat Türk Anonim Şirketi, 1933

Özet-Yorum: Emine Kaygan

Macit varlıklı bir ailenin kırka yaklaşmış oğludur. 18 yaşını bitirmeden evden ayrılmış, belki bir seneye yakın ailesini gidip görmemiştir. Büyük annesinin ona bıraktığı, iki dükkan hissesini satıp yemiştir. Aşk acısı çekmektedir. İşinden çıkmıştır.  Arkadaşlarıyla gittiği meyhanede Rus, Macar kızlarıyla içmektedir. Kendini öldürmeye karar vermiştir.  Kız kardeşi Müzeher’in mektubu eline geçer.  Müzeher,  babasının hasta olduğunu,  O’nu görmek istediğini, çok yalnız kaldıklarını, korktuklarını yazmakta,  ‘gel hastanın gönlünü al’ demektedir.

Ertesi sabah kaldığı pansiyonundan ayrılır, Artık, o tamamı ile şahsından mesul bir adam değildir. Ölmemeğe, yaşamaya mecburdur.

Komşularının kinayeli sözlerini duyarak eve girer.

‘ – Küçük bey, bu semtleri de bilirmiş’ , ‘- mirasyedi, dert çekmeden hazıra konacak!’

Babası ölmüştür. Kendini, oyun başladıktan neden sonra, rolünü öğrenmeden sahneye girmiş aktörlere benzetir,  ”Matemlerin kalbi dağlayan sıcağı geçmiş, araya hadiselerin soğuk havası girmiş, zaman yaraların üzerine ağını sarmaya başlamıştır’.  Evde yaşayan  eski kalfalar onların üzerinden geçinmeye devam  etmekte, her şeyi kendilerince düzenlemektedirler. Bilmedikleri, görmedikleri uzak, yakın  akraba gelmekte , yardım  ediyormuşçasına menfaatlerine göre planlar yapmaktadırlar. Eşya alıcılar çağırılmadan eve dolmuşlardır. ‘Kendiliklerinden, onlara sormadan, danışmadan onları mezata çıkarmışlardır.!  Alacaklılar, esnaf sırayla gelmektedirler. fazlasıyla  paralarını alırlar.

Evde sofra kurulmamaktadır.  Müzeher’le Niyazi pek acıkırlarsa,  peynir, zeytin gibi yarı çerezle geçiştirmektedirler.  Kendi evlerinde muhacirdirler.  Her şeyden önce göç etmeliler, artık bu süt halalar, ayyaş hatimciler, eski kalfalar, bu paşa döküntülerinden kurtulmalıdırlar.

Yeni evden artık o sorumlu olacaktır. Korkmaktadır. Her şeyi o yapmaya,  düşünmeye mecburdur attık. Taşınırken, yeni hayata doğru göç ederken, güneş yollarına püskül püskül altın ışıklı çırağını  tutmaktadır.  Bugün ona hayat gülüyordur… Dünyayı affetmiştir…Sabah Süthala arabaların geldiğini haber verir:

– ne güzel hava Ayşe Hanım, ne güzel hava!

-Sonbahar havası, Önümüz kış…

-kışın da güzel  havalar olur…

-Ama, kış güneşi kar toplar… Arkası tipidir!

Yeni evde umutla  başlarlar  hayata.  Bir bahar şenliği vardır..  Ancak bir yerden bir gelir yoktur. Macit korkmaktadır. Eski şirketine uğrayıp,  bir iş bulmayı ummaktadır. Ancak, arkadaşları, eski halini bildikleri, mirasa konduğuna inandıkları için, bir türlü derdini açamaz. Yeni semtte işler kısa zamanda eskiye döner. Önce zerzevatçının hesabı kesilir.  Bakkal hesap isteyecektir. Komşular söylenmeye başlamıştır. Elde kalan bir iki değerli eşya da elden çıkarılır. Çalıştığı matbaada belki iş bulabilir diye Arkadaşı Ali Fasih’i arar. Daha öncede gördüğü ve eskiden de sevmediği Ali Fasih’in  zayıf, gözlüklü arkadaşından ağır hasta olduğunu öğrenir. Adam hiddetle konuşur:

“ Bir mucize onu hayata iade etse, belki de pek hoşumuza gitmeyecek… Zira karşısında utanacağız… Yaşadığımız için ölülerden, ölümden kaçıyoruz değil mi? Bu kadar süfli endişelerle yaşamaktansa, ölmek bin defa müreccahtır.’

Karakış yaklaşmaktadır.  Müzeher iyice öksürmeye başlamıştır.  Niyazi’yi mektebe göndermek lazımdır.  Niyazi mektebe giderse, kendisi  Müzeher’i bırakıp iş arayamayacaktır. Ev kirası, sütçü, kömürcü, ekmekçi, su, odun.. gündelik masraflar…  hepsi  için para gerekmektedir,  Terkos için sakladığı parayı gözden çıkararak  Müzeher’i doktora götürür. Doktor, ‘göğsünün biraz zayıf, mümkün olduğunca rutubetten muhafaza etmeli, kat’iyen soğukta dolaşmamalı, , vücudu da beslemeli..’ der.

‘Müzeher’i kurtarmalıyım…  Müzeher’i kurtarmaya mecburum….’

Sokaktan geçen koltukçuları, komsuları, esnafı kuşkulandırmadan eve çağırmak için, ‘kendi malının  hırsızı’ gibi gizlice izler, eve çağırır.  Yağlı boya tabloları almak isteyen, onlara yardım edebileceğini söyleyen büyük amca torunu aklına gelir, Bekir Bey’in kışlık apartmanına gelir. Kapıcı pek de hoş karşılamaz:

– Senin burada ne işin var?  Islak bir paçavra gibi, temiz, mermer merdivenleri kirletiyorsun? Git yangın yerlerinde kıvrıl…’

Bekir Bey tam da düşündüğü gibidir. El açamaz. Dönüşte aklında olan tek şey, eve hiç değilse 10 okka kömür götürmektir,  yarını  düşünmüyordur artık,  bu gece Müzeher’i nasıl koruyacaktır. Yolda gördüğü dilenci bile refahtadır, en azından  akşama yakacak kömürü vardır.

Ev kirası ödeyemez  hale gelmiştir. Komşular, esnaf  yine hep birlikte karşılarındadır. Karakış yaklaşmaktadır. Taşınmak lazımdır. Topkapı’da bulduğu evin sahibi kefil bulamadığından caymıştır. ‘kefil istemeyen bir mal sahibi nerelerde arayım bulayım? kefil istemeyen bir mal sahibi de hesabını kitabını bilmeyen bir adam demek değil midir? O halde tutacağın evde tehlike var’  der. Düşünceleri , davranışları değişmektedir.

Evdeki eşyaları da teker teker gizli gizli satar.  Ödeme yapmadığından  suları kesilir.  Günlük peşin masraflara, saka da ilave olacaktır.’

‘ellerim böğrümde…hadiseler kendiliklerinden doğuyorlar…   bunlara mani olamıyorum. Hadiselerin selini durduramıyorum’

‘İnsanın düşkün zamanında dostlar ortadan kayboluyor… Benim, hiç te mi dostum, ahbabım, arkadaşım yoktu; hiç bir günde mi olmadıydı?’

‘Sokaklarda ben onları görmüyorum, demek ki görmüyorlar. Görünmeyişlerinden anlıyorum ki onlar, beni görüyorlar’

Niyazi’ye para almak için gelecek sakayı, nasıl atlatacağını tembihler:

– sen artık büyüdün, koskoca erkek oldun… Ev işlerini idare etmeye alış… şimdiden öğren’

‘ Borcunu vaktinde vermemeyi, alacaklıyı atlatmayı, yalancılığı, hileyi, düzeni şimdiden bu yaşta öğrenecek….ne güzel ağabey nasihati!’   Niyazi mektebe gitmeli, hem gece mektebine,… çocuğu bu bataktan kurtarmalı…’

Bir sabah alacakaranlıkta alacağını almaya gelen saka çocuğa vereceği eksik 50 kuruş için sokağa fırlar..

‘fakat bu vakitte dilenciler dolaşmazlar? Dilenciler, elli kuruş istemezler!’  Bir sokağın köşesinde durmuşken eski bir arkadaşına rastlar. Arkadaşı, ayağında terlikleri görüp,  bir gece aleminden sokağa fırlamış  zanneder, Çalgıcılara bahşiş diye para bozdurmaya çıktığını söyler. Gülmektedir. Arkadaşı : Gülme Monşer, vallahi gülünecek halden çıkmış’ der.  Bir lirayı alır eve döner. ‘ Gerçeği anlatsaydım, bana bu kadar kolaycacık ve güler yüzle o lirayı verir miydi’ diye düşünür.

Müzeher,  hasta haliyle Niyazi’ye ders çalıştırıyordur. Niyazi öğrendiği şiiri okur: Tevfik Fikret’in  ‘Haluk’a Veda’ manzumesi:

‘Acı şeyler, Haluk, fakat gerçek

Yeni eve taşınılır.  ‘Hasta kızın evi’ dir adı. Macit başvurduğu işlerden bir sonuç alamamıştır. Hava birdenbire bozmuştur. Yiyecek yemekleri, ısınacak kömürleri yoktur..Müzeher gittikçe kötüleşmektedir. Niyazi mektebe gitmiştir. Müzeher hiç tepki vermemiştir.

‘Meğer ağlamak, bir zevk, bir haz, bir keyifmiş! ‘ Niyazi’nin mektebe gidişindeki acıyı daha ilk geceden anlar. Müzeher’i evde yalnız bırakıp gitmek bir işkence oluyordur ona.. Akşam karanlık basarken, gerilen sinirlerini daha fazla idare edemeyeceğini anlar, kendini yangın yerine atar. Bir duvar yıkıntısının kenarına oturur. başı yanıyordur. Toz gibi yağan karın soğukluğunu duymuyordur. Ağlıyordur.

Burnunu yanık topraklara sürterek kemik parçası arayan bir yaralı köpek, yavaş yavaş, ona doğru gelir. Gözlerini gözlerine diker, adeta şefkatle bakmaktadır.

‘sen de yaralısın, sen de açsın! Bizi bu yangın yerinde ızdırap yakınlığı mı birleştirdi’  Köpeğin başını okşar:

‘ madem ki ikimiz de birbirimizden bir menfaat beklemiyoruz; pekala, dost olabiliriz’

Bir kış güneşinde Müzeher’i dışarı çıkarmak ister, Komsular kendi aralarında konuşmaktadır,

– ‘ne tuhaf ev,’,

-ocakları da tütmüyor’

-o hasta kızın  iyileşeceği yok!

-bahara çıkmaz

Müzeheri dışarı çıkaramaz. Müzeher’i esaslı tedavi ettirmek gerekmektedir. Özel sanatoryumlarda ücretsiz yatırmak mümkün değildir.  Gittiği devlet hastanelerinde boş yatak yoktur. Sıra beklemesi gerekecektir.  Arkadaşı Osman Rakım’ın eve getirdiği doktorun verdiği ilaç Müzeher’e iyi gelmiştir. Eskisi kadar öksürmüyordur. İlaç bittiğinde alabilmek için, ihtiyar heyetinden  muhtaçlık belgesi almak ister ancak,,komşularından  intikam almak amacı ile, oradan  buradan toplayarak kendi çöpü gibi döktüğü meyve kabukları, çikolatalar yüzünden  inandırıcı olmaz alamaz.  Nane  şekeri  ile ıhlamuru kaynatarak  ilaç gibi verir.

Niyazi mektepten  izinli gelmiştir. Niyazi artık bu eve yakışmamaktadır. Kardeşleri gibi değil de, fakir hasta akrabalarının hatırını sormak için gelmiş iyi kalpli bir aile çocuğu gibidir.

‘Hayat, seni de bizden ayırdı Niyazi’ diye düşünür.

Niyazi’den gelen mektubu okuduktan sonra kendini dışarı atar. Yangın yerine gidiyordur. Dert arkadaşı oradadır. Onun yağmurda ıslanan başını okşar. .Köpeğin başını okşarken, ninni söyler gibi konuşur. Yangın yerine çöp dökülüyor sesini duyan köpek, birdenbire silkinip, bütün hızı ile sesin geldiği yere doğru atılır.

‘-sen de git!.. senin de arkadaşlığını istemiyorum!… meğer senin  dostluğun da kemik getirinceye kadarmış!’

Kar yağmaya başlamıştır. Kömür kalmamıştır. Satacak bir şey de kalmamıştır.  Müzeher kan tükürmektedir. Kar tipiye çevirmiştir. Gittiği hastanede, boşalan yatağa sıradaki hastayı almışlardır. Cebinde nane şekeri alacak para da yoktur  Tipiden göz gözü görmediği bir gece Müzeher’in ağzından kanlar boşalır. Doktor bulayım diyerek çıkar, .nereye gideceğini  bilmiyordur. Kendini talihe terk etmiştir. Eve döndüğünde kapıda belediyenin sarı otomobil vardır. Müzeher otomobille uzun bir yolculuğa çıkacaktır. ‘ -ne şık Yarabbi, ne şık ‘der. Şoförün yanına bir komşu çocuğu atlamış ve otomobil hareket etmiştir. Mezarlığa kadar yürüyecektir. Tipi dinmeyecektir  ‘Varsın dinmesin, beni hayat  tipisi boğdu’ der.  Mezarlık bembeyaz karla örtülüdür,  Müzeher’in mezarı nerededir  bilemez.

Yarı donmuş halde bulunup hastaneye kaldırılır. Yesari Bey- o gün matbaada Ali Fasih’i arayan Macit’e çok haşin davranan, gözlüklü adam-, doktorla birlikte hastaya bakmaktadır. Derin bir vicdan azabı içindedir. Hasta ölmüştür. Pencereden kar tipisine korka korka bakarken, birden gözleri parlayan hasta, yan karyolada yatan arkadaşına fısıldar: -Tipi dindi’

1 thought on “Tipi Dindi”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s