Yakacık Mektupları

Yazan: MAHMUT YESARİ

Özet-Yorum: Nesrin Uçar

Yakacık Mektupları 11 öyküden oluşuyor. Bu nedenle de klasik bir kitap özeti olarak değil de toplamda anlatılanlardan bir harmanlama yapmak istedim. Elimdeki kitabın künye sayfası yırtık olduğu için basım yılını bilemiyorum ama Yeni Çığır Kitabevi tarafından basılmış ve 72 sayfa.

Mahmut Yesari ‘Yakacık Mektupları’nda 1930’lu yılların Yakacık’ını anlatıyor bizlere. Tedavi olmak amacıyla Sanatoryuma giderken 20 yıl öncesine dönüyor hayalleri. Askerlik yaptığı zamanlardaki Yakacık’ la şimdiki zamanın Yakacık’ını karşılaştırıyor. Bir nevi geçmişin izlerini bulmaya çalışıyor da denilebilir. Meydandaki köy kahvesi, çarşı, çınar ağaçları değişmemiş. Sanatoryumun arka tarafındaki köşkü çok iyi hatırlıyor. Askerliğinde bu köşkün bahçesinde miralay nöbetçiliği yaparken bahçedeki lavantaların ve güllerin kokusuyla hayallere daldığını anlatıyor. Köşkün bahçesindeki dar yolların kenarından lavanta kokularını burnumuza getiriyor.

Dönemin Yakacık panoramasını görüyoruz kitapta. Bostanlar, çam ağaçları, taş ocakları ve üzüm bağları. Bugünkü adı Dolayoba olan bölgenin o zamanlar bağlık olduğunu ve Dolay bağı olarak adlandırıldığını öğreniyoruz. Yakacık o zamanlar sayfiye olarak zenginlerin birkaç aylığına ev kiralayıp kaldıkları bir yermiş. Bu bilgiyle dönemin sınıfsal yapısı hakkında da fikir sahibi oluyoruz.

Kitapta 11 öykü var ve kahramanların tamamı Yakacık Sanatoryumuyla bağlantılı. Sanatoryumun bahçıvanı, elektrikçisi, çay bahçesinin işletmecisi, hastalar öykülerin kahramanları olarak karşımıza çıkıyorlar. Sıcacık bir dille yazılmış hikâyelerin arka planından doğayı, yerleşimi, ulaşımı ve tıbbi bilgileri de öğreniyoruz. 1930’lu yıllarda uygulanan tüberküloz tedavi yöntemleri okuyucunun gözüne sokulmadan anlatılıyor. 11 öykünün üçünde hastaların ziyaretçileri bekleme teması işlenmiş. Ziyaret günü öncesinde yapılan hazırlıklar, heyecanlı bekleyişler, hayal kırıklıkları, gelmeyen akrabalar için hasta tarafından uydurulan mazeretler, akşam saatlerinin ağır yalnızlığı melodrama kaçmadan anlatılmış. Bizim kuşağın çok yakından tanıdığı verem hastalığının tedavisinde o yıllarda nasıl da çaresiz kalındığını tekrar hatırlıyoruz anlatılanlarla.

‘Hasta Arkadaşım’ hikâyesinde,  hastalığın tedavisinde gelecekle ilgili hayallerin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Çok hasta olmasına rağmen canlı, neşeli bir kadın olan kahramanımız bu sanatoryumda tedavi olabileceğine güvenmiyor. İsviçre’de tedavi olsa daha çabuk iyileşeceğine ve hayata katılacağına dair kuvvetli görüşleri var. Doktorların seyahat izni vermemesi ve ailesinin İstanbul’ da tedavi olmasının daha iyi olacağına dair kanaatleri umutlarını kırmakla birlikte o her sabah pembe kapitoneli siyah hırkasını giyip rujunu sürmeye devam ediyor, gelecekle ilgili planlar yapıyor. Hiç değilse yılbaşını dışarıda geçirip yeni filmler izlemek istediğini söylüyor. Hastalığı ilerleyip yataktan çıkamaz hale geldiğinde yine gelecek planları yapıyor. Bu bölümü Mahmut Yesari şöyle aktarıyor bizlere.

‘ – Hayır… Öleceğim… Bunu biliyorum. Fakat ne istiyorum bilir misiniz? Çok çiçek getirsinler. Çok çiçek, ama kabil olabildiği kadar çok… Beni babamın yanına gömsünler. Eğer buraya gömerlerse, kemiklerim bir gurbet sancısıyla sızlayacak. Başka vasiyetim yok… Vasiyetimi yerine getireceklerine eminim… Bu muhakkak… Bundan şüphe etmiyorum…

Kulaklarım uğuldamaya başlamış, onun halsiz, yorgun sesini duyamıyordum Hayat için umutlarını, hülyalarını kaybetmişti; fakat yine ümitsiz değildi, yine ilerisi için, yeni ümitlere, hülyalara kapılıyordu…’

Kitaba konu olan sanatoryumla ilgili küçük bilgi ve fotograf

Arazi 20. yüzyıl başlarında bir İngiliz Sefiri tarafından satın alınarak ağaçlandırılmış ve tüberküloz olan kızının bakım alanı olarak kullanılmıştır.

İngiliz sefirinin kızının vefatından sonra koruluk, Sanatoryum yapılmak şartı ile zamanın Nafıa vekili Muhtar Güllü, Abdurrahman Naci ve Prof. Dr. İlhan Rıfat Sabar’a bağışlanmıştır.

Prof. Dr. İlhan Rıfat Sabar hastaneyi 1936 yılında Yakacık Verem Sanatoryumu olarak hizmete açarak 1957 yılına kadar çalıştırmıştır.

Hastane 1957 yılında TCDD Genel Müdürlüğü bünyesinde TCDD Yakacık Sanatoryumu olarak 1972 yılına kadar, bu seneden sonra da tam teşekküllü hastane olarak 2003 tarihine kadar hizmet vermiştir.

19 Şubat 2005 tarihinde T.C. Sağlık Bakanlığı’na devredilerek, İstanbul Yakacık Doğumevi ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi olarak Başhekim Op. Dr. Abdulkadir Turgut yönetiminde halen hizmetine devam etmektedir.

Reklamlar

1 thought on “Yakacık Mektupları”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s